Ana sayfam yap | Sık kullanılanlara ekle| E-Yönetim
Türkiye Partisi
10. Olağan İl Başkanları Toplantısı Basın Açıklaması
Basın açıklaması tarihi: 02/08/2010

 

Partimizin saygıdeğer merkez karar yürütme kurulu üyeleri, merkez disiplin kurulu üyelerimiz, kadın kolları ve gençlik kolları genel başkanlarımız, saygıdeğer il başkanlarımız, il kadın ve gençlik kolları başkanlarımız hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. 10. İl Başkanları toplantımızda il başkanlarımızla, teşkilat mensuplarımızla bir arada olmaktan parti içi gelişmeleri ve aynı zamanda ülkemizde meydana gelen siyasi ve ekonomik olayları birlikte değerlendirmekten ülkemizin geleceğinin aydınlık olması için ortak, kollektif çaba sergilemekten duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum.

Türkiye Partisi siyaset anlayışını yenilemek için kurulmuş bir partidir. Türkiye'nin her tarafında mevcut siyaset tarzının ülkeyi yorduğunu yıprattığını bu ülkede tüm sorunları çözümsüz hale getirdiğini gören bağrı yanık insanlar Türkiye Partisi çatısı altında toplanmaktadırlar ve siyasete yeni bir ses yeni bir soluk kazandırmak üzere çaba harcamaktadırlar. Biz genel merkez olarak siz değerli il başkanlarımız, kadın ve gençlik kolları başkanlarımız bulunduğunuz illerde ilçe beldelerde, yerleşim yerlerinde gece gündüz ortaya koyduğunuz çabalarla, yapmış olduğunuz faaliyetlerle Türkiye'yi yarının aydınlık günlerine taşımak için mücadele etmektesiniz. Bu anlayış, bu duygu bizatihi varlığıyla en değerli, en kutsal duygulardan biridir. Bu ülkenin geleceğini aydınlık kılmak, bu ülkede yaşayan insanların mutluluğunu temin etmek, bu ülkenin çocuklarına güzel, mutlu ve refah düzeyi yüksek yarınlar hazırlamak bunun için mücadele etmek, bunun için mesai tüketmek, bunun için yollara düşmek bu ülkede yapılabilecek en değerli faaliyettir.  Türkiye Partisi çatısı altında olmak demek hayatımıza anlam kazandırmak demektir. Çünkü bireysel ihtiyaçlarımızın sınırlarını aşarak ülkemizin geleceği ile ilgili güzel şeyler gerçekleşmesi amacıyla mücadele etmenin adıdır Türkiye Partisi mensubiyeti. Bu bakımdan hepinizi kutluyorum. Mücadelenizin kutsal olduğunu, değerli olduğunu görerek yoluna devam etmekten büyük bir memnuniyet duyduğumu açık yüreklilikle ifade ediyorum.

Türkiye gündemi maalesef halkın gündeminden ayrışmıştır. Bu ülkede yaşayan insanlarımızın ihtiyaçları siyasetin gündeminde yoktur. Bu ülkede yaşayan insanlarımızın talepleri beklentileri siyasetin gündeminde yoktur. Bu ülkede yaşayan insanlarımızın sorunları ve beklentileri siyasetin gündeminde yoktur. Siyaset özelliklede iktidar sorun çözme yeridir, halkın taleplerini karşılama yeridir. Aynı zamanda ülkede ki sorunları dertleri çözme yeridir ancak gündeminde halk olmayan bir siyasal iktidarın, bir siyasi sistemin halkın sorunlarını, ülkenin dertlerini çözmesi mümkün değildir. Mevcut iktidarın kavgacı siyaset anlayışı 2007 seçimlerinden bugüne kadar bu ülkede sıkıntıları ve sorunları yalnızca artırmıştır. Siyaset ve özellikle mevcut iktidar sorun çözmek yerine sürekli sorun üretmektedir. Halkın bin bir derdi varken yeni bin bir dertleri ilave ederek yoluna devam etmektedir. İşte 2007 seçimlerinden bugüne kadar iktidar ekonomi ile ilgili, dış politika ile ilgili, terörle ilgili, insanlarımızın güvenlik duygusu ile ilgili, eğitim talebi ile ilgili ne yapmıştır diye baktığımızda sorguladığımızda maalesef ülkenin, bu ülke insanının beklentilerine verdiği tek bir cevap yoktur. Sadece kendi gündemi içerisine hapsolmuş, kendi gündemiyle halkı yoran, ülkeyi yoran bir iktidarla baş başayız. İşte siyasetin Türkiye sorunlarından kopuk bir tavrının uzantısı olarak 3 yıldır devam eden siyasi kavgalar yeni bir aşamaya girmiştir. Son 2- 3 aydır Türkiye'de 26 maddelik anayasa paketi etrafında sürdürülen kavgalar bir referandum süreciyle yine 12 Eylül tarihine kadar belki o tarihten sonra bir süre devam edeceğe benzemektedir. Her şeyden önce şunu belirtmemiz gerekir. Bu anayasa paketi halkın ve sivil toplum kuruluşlarının talepleri, beklentileri sonucunda ortaya çıkmış değildir. Siyasi iktidarın kendisinin hazırladığı ve ortaya koyduğu ve sürecini hazırladığı bir paket olarak gündeme düşmüştür. Yani Türkiye'de bir referandum nedeniyle bir kavganın varoluşlunun altındaki temel neden konun öneminden kaynaklanmamaktadır. Genellikle gelişmiş demokrasilere baktığımızda ülke sorunlarıyla ilgili önemli konular zaman zaman halkoyuna başvurmak suretiyle karara bağlanır. Yani önem gösteren, önemli bulunan önem atfedilen konular halkın hakemliğine başvurularak çözümlenir. Ancak Türkiye'deki bu referandum yani Türkiye Cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanunun halkoyuna sunulma nedeni bu paketin önemli oluşundan kaynaklanmamaktadır. Peki, niçin halkoyuna gidilmektedir? Bu kanun önemli olduğu için halkoyuna gidilmemektedir aksine Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli oyu alamadığı için ve anayasamız gereği, kanun gereği halkoyuna gitme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla konuyu bu bağlamda değerlendirmek, içeriğine bakmak bazı siyasi partilerin koparmış oldukları gürültülerin işin aslını yansıtmadığını bilmek ve görmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım 12 Eylül tarihi bir referandum tarihidir. Ancak Türkiye partisi açısından da bir ilkin tarihidir. Nedir o ilk? Bildiğiniz gibi Türkiye Partisi kurulmuştur hızla örgütlenmiştir, teşkilatlarını tamamlamıştır, hukuken seçimlere girme hakkını elde etmiş bir partidir. Yüksek Seçim Kurulu bunu yazıyla partimize bildirmiştir ve hukuken, fiilen Türkiye Partisi ilk seçimlerine 12 Eylül 2010 tarihinde Kars İli Akyaka ilçesinde belediye meclis üyeliği seçimleriyle girecektir. Kars il başkanımız nerde? Evet, başkan ayağa kalk bakayım. Şimdi Kars il Başkanı' da aramızda, ilk seçimlere Kars' ta giriyoruz yani serhat kentimizde giriyoruz. Dolayısıyla Türkiye Partisi bundan sonraki girdiği her seçimde başarılı olacaktır. Temel hedefimiz bu. Her seçimde başarılı olmak Türkiye Partisinin temel hedefidir. Mademki ilk seçimlere karsta gireceğiz, Akyaka ilçemizde gireceğiz ve mademki bu seçimlerde 12 eylül tarihinde Kars' tan zafer haberini beklediğimiz buradaki bütün il başkanları adına ifade ediyorum. Hemen yarından itibaren çalışmalara başlıyorsunuz.- (Kars İl Başkanı) Bende söz veriyorum, huzurunuzda tüm arkadaşlarıma zaferle çıkacağız. Bahsettiği adres genel başkanımın serhat kentin Ermenistan sınırına olan bir yerdir. Adres olarak çok büyük bir önemi var, serhat kentten Türkiye'ye zafer işareti yapma sözünü huzurlarınızda veriyorum-

Evet 2 gün önce bu Akyaka ilçemizdeki seçimlerle ilgili partilerin birleşik oy pusulasında neresinde yer alacaklarını belirleyen düzenleme yapıldı, partilerin temsilcileri katıldılar bizden de Genel Sekreterimiz Mehmet Erşahin Bey katıldı. Giderken dedim ki kurayı öyle bir çek ki oy pusulasının en sağında yada en solunda yer almamız lazım dedim. Mehmet Erşahin Bey oy pusulasının en sağında çekti, öbür ucunda da iktidar partisi var. Evet sadece Akyaka seçimleri değil, bütün arkadaşlarımız, bütün iller hazır olacak herhangi bir ilde bir ara seçim çıktığında mutlaka o ara seçimi Türkiye Partisi alacaktır. Bu duygu bu duyarlılık bu heyecan bu enerjiyle hareket edecek ve çalışacaksınız. Genel Milletvekili seçimlerine ulaşıncaya kadar her seçimden zafer ile çıkacağız ve genel milletvekilleri seçimlerinde de Türkiye Partisi seçimlerden en büyük parti olarak çıkacaktır.

Evet değerli arkadaşlarım. Bu anayasa paketi belirttiğim gibi önemli bir içeriğe yani mutlak anlamda demokratikleşmeye yol açtığı için yada muhalefetin hayır cephesinin ifade ettiği gibi yandaş yargı oluşturma çabasının bir parçası olduğu için referanduma gitmiyor aksine Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli oy alamadığı için referanduma gidiyor. Tek bir maddelik anayasa değişikliği olsaydı o madde de hiç kamuoyunun izlemediği, dikkat etmediği çok sade bir konuyu içeriyor olsaydı bu oranda bir oyla meclisten geçmiş olsaydı, oda zorunlu olarak referanduma gidecekti. Referandumu durdurma hakkı da mevcut anayasal düzen içerisinde bir kuruma ait değildir, zorunlu bir istikamet olarak ortaya çıkmıştır. Aslında biz Türkiye Partisi olarak tam sivil ve tam demokratik bir anayasa istiyoruz. Gerçekten 82 anayasasının bütün maddeleriyle değişmesi, baştan sona yeni bir anayasa yazılması, bu anayasanın ülkemizde temel hak ve özgürlükleri garanti altına alması, çağdaş standartlara uygun bir demokratik bir düzen inşa etmesi, demokrasin garantilerini oluşturmuş olması bizim en büyük talebimizdi, en büyük isteğimizdi. Zaten Türkiye Partisi iktidarında da yapacağımız ilk iki işten birisi tam sivil bir anayasa hazırlamaktır, ikincisi de Siyasi Partiler Kanununu baştan sona yenilemektir. Maalesef siyasi iktidar seçimlerden büyük bir çoğunlukla çıkmış olmasına rağmen milletimizin yıllarını heba etmiştir. Bir sivil anayasa hazırlama ve meclise sunma iradesini gösterememiştir. Anayasasının bazı maddelerinde değişikliği ifade eden değişmesi gereken pek çok hususu da hiç ele almayan bir kanun teklifini meclise vermiştir ve yeterli oyu alamadığı içinde bugün referandum süreci içerisinde bulunmaktayız. Bu anayasaya baktığımız neyi görüyoruz. Her şeyden önce bu anayasa paketinde ne olduğu çok iyi de anlaşılmayan maddelerde var. Yani neden, niçin o madde öyle düzenlenmiş, anayasaya yerleştirilmiş ne iktidar farkında nede yorum yapanlar bir anlam veremiyorlar. Yani geçiştirme maddelerin bulunduğu bir paket ama buna ilave olarak bu anayasa paketinde küçükte olsa bazı olumlu adımlar sayılabilecek düzenlemelerde var. Nitekim 26 maddenin 24' ünü hiçbir parti tartışmamıştır hatta şu tartışılan maddeleri çıkarırsanız geri kalanını oy birliğiyle çıkarırız ve referanduma da gerek kalmaz demişlerdi. Dolayısıyla bazı olumlu sayılabilecek maddeler var. Ama şunu herkesin bilmesi gerekir ki bu anayasa paketi asla 12 Eylül 1980 müdahalesinin ortaya çıkardığı anayasal düzeni değiştirecek nitelikte değildir. Bildiğiniz gibi kampanyanın iki tarafı var. Bu kampanyalarla meydanlara dökülenler bir tarafta iktidar partisi diğer tarafta bazı muhalefet partileri hayırcılar ve evet' çiler sadece ve sadece kutuplaşma meydana getirmek, ayrışma meydana getirmek, bu paket üzerinden de bir kavga sürdürüp bu ayrışmadan oy devşirme çabası içerisindedirler. Yoksa bu ülkenin taleplerini karşılamayla ilgili bu milletin sorunlarını gidermeyle bağlantılı hiçbir konuya cevap verme arayışı ve anlayışı mevcut değildir. Evet, cephesi yani iktidar partisi, ikide bir 12 Eylül askeri müdahalesine vurgu yapmaktadır. Allah aşkına bakın şu 20 maddeyi inceleyin. Bu 26 maddelik anayasa paketinin geçmiş olması anayasa da yer almış olması 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle ortaya çıkan 82 anayasasını ve bu anayasadaki yapıyı değiştirme özelliğine sahip mi. Hayır bu anayasa paketi yürürlüğe girse bile mevcut anaya yine mevcut anayasa yine 12 Eylül dönemi anayasası olmaya devam edecektir. Özü itibariyle 82 anayasası varlığını sürdürmüş olacaktır. Biz Türkiye Partisiyiz. Bu ülkede doğru olan ne ise onu savunmayı, onun gereklerini yerine getirmeyi bir temel siyaset ilkesi olarak benimsemiş bulunuyoruz. Yeni siyaset dediğimiz şeyde budur. İşin içeriğinde ne olup bittiğini bilmeden birilerinin bir tarafa çektiği, diğerlerinin bir tarafa çektiği rekabet ortamı bu zeminde olayı doğru tanımlamaya yetmemektedir. Biz Türkiye Partisi olarak açıkça ilan ediyoruz. Biz Kenan Evre' nin 12 Eylülüne de karşıyız Tayyip Erdoğan'ın 12 Eylülüne de karşıyız.  12 Eylüller bir tane değil ki! Şimdi 12 Eylüller iki oldu. bir olan 12 Eylül ikiye çıktı. Onun için açıkça söylüyoruz. Biz Türkiye Partisi olarak sivil anayasadan yanayız. Sivilleşmeden yanayız, demokratikleşmeden yanayız. Çağdaş standartlara uygun, temel hak ve özgürlüklerden yanayız. Bunun yolu nedir? Bunun halkın hükümetten korkmasından geçmez. Halk hükümetten korkarsa, hükümet herkesi dinliyormuş, kamu gücünü sopa olarak elinde tutuyormuş diye endişe ederse bunun adı despotluk olur asıl özgürlük hükümetin halktan korktuğu ortamlarda vardır. Eğer hükümetler halk benden hesap sorar diye endişe ediyorsa, kaygı duyuyorsa bu endişeleri nedeniylede halkın talepleriyle yaptığı işler çakışıyorsa, halkın dertleri ile gece gündüz meşgul oluyorsa halkın taleplerine karşı duyarlılığı artmışsa yani hükümetlerle halktan korkuyorsa işte bu ortam özgürlük ortamıdır. Türkiye'de böyle bir özgürlük ortamı var mı? Hayır. İktidar olmak demek tüm kamu gücünü kullanarak herkesi hizaya getirmek demek değildir. Her siyasi iktidarın önce öğrenmesi gereken nokta budur. Demokrasinin ne olduğunu, demokrasinin güçlerin temerküzü değil, gücün paylaşımı olduğunu bilmeyen, algılamayan hissetmeyen, ona göre idare etme kabileyi olmayan yapılar mutlak surette zararlıdır. Demokrasi demokratik ortamı sonunda tahrip edecek, bu ortama zarar verecek sonuçlar ortaya çıkarır. Bu bakımdan diyoruz ki biz Türkiye Partisi olarak bütün 12 Eylüllere karşıyız. Bu ister Kenan Evren' nin 12 Eylülü olsun isterse Tayyip Erdoğan' nın 12 Eylülü olsun fark etmez, biz ikisine de karşıyız. Biz Türkiye Partisi olarak tam demokratik ve sivil bir anayasa istiyoruz. Bu ortamda bu var mı? Maalesef yoktur. Peki, hayırcılar bir tarafa çekiyor kampanya sürdürüyor, evet' çiler bir tarafa çekiyor bir kampanya sürdürüyor. Söylediklerine, konuştuklarına bakıyor musunuz? İşin özüyle ilgili bir şey söylüyorlar mı? Maalesef söylemiyorlar. Başbakan da kafasındakini saklıyor, muhalefette kafasındakini saklıyor. Doğru olanı söyleyeyim buradan. Bu anayasa paketini niçin hazırladı biliyor musunuz? İktidar partisinin kapanma endişe vardı. Sadece ve sadece kapanma riskini üzerinden atmak için bu 26 maddelik bu anayasa paketini hazırlamıştır. İçine lüzumlu lüzumsuz küçük adımlar olarak değerlendirebilecek bazı maddeler koymuştur ve zihninin arkasında başbakanın sadece ve sadece bu vardır. Kapanma riskini üzerinden atmak. Peki, biz evet diyeceğimizi açıkladık, niçin? Birincisi her şeye rağmen küçük bir adım olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar 12 Eylül Anayasal düzeninde bir köklü değişikliği ortaya çıkarmayacak olsa da küçük bir adım olarak görüyoruz, bu küçük adımı olumlu değerlendiriyoruz. İkincisi siyasi rakiplerimizin hukuk yoluyla tasfiyesini biz Türkiye Partisi olarak doğru bulmuyoruz. Biz bu iktidarı seçim sandığına gömeceğiz, mücadelemiz bunun içindir. Bizim mücadelemiz siyasi mücadeledir. Hiçbir zaman siyaset dışı mekanizmalardan Türkiye Partisi medet ummaz, sonuç beklemez. İkide bir siyasi partilerin anayasa mahkemesi tarafından kapatılıyor olmasından da doğru bulmayız. Siyasi mücadelemizin önünün tıkanmasını doğru bulmadığımız için, siyasi rakiplerimizin hukuk yoluyla tasfiyesinin Türkiye Partisi açısından doğru görülmemiş olması nedeniyle parti kapatmaya engellemeye yönelik bazı değişiklikler var. Bu nedenle de evet diyoruz ve ayrıca ülkemizin onca derdi var sıkıntısı var bu dertleri sıkıntıları bir tarafa bırakıp yapay kavgaların içerisinde de olmak istemiyoruz. Biz gece gündüz bu ülkede yaşayan insanlarımızın dertleriyle, sıkıntılarıyla, ihtiyaçlarıyla meşgulüz. Gece gündüz mesaimizi bu sorunları çözebilmek maksadıyla harcıyoruz. Dolayısıyla yapay bir kavganın içerisinde bulunmayı da gerekli görmüyoruz. Bu nedenle evet' i Türkiye Partisi' nin eğilimi olarak ifade ettik ama bunun bir kampanyaya dönüştürülmesinde gerekli görmüyoruz.

Türkiye' nin gerçekten önemli dertleri ve sıkıntıları var değerli arkadaşlarım. Bakın 3 yılı gözlerimizin önüne getirelim, son 3 yılı. Bu 3 yıldır iktidar partisinin bu ülkenin sorunlarıyla ilgili yapmış olduğu hiçbir iş yoktur. Sürekli kavga eden bir iktidar var. Bir kavga konusu bittikten sonra arkasından yeni bir kavga konusu açan gerginleşmeyi, ayrışmayı sürekli ayakta ve canlı tutmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ama şunu bilesiniz ki siyasi kavgalar sorunlar çözülmediği için vardır. Siyasi kavgalar bir anlamda siyasi iktidarların iktidarsızlığını gösterir. İş yapamayan siyasi iktidarlar, iktidarsızlığının üzerini kapatmak için, insanların onun iktidarsızlığı üzerinden yorumlar yapmalarını engellemek için kavgayla, gürültüyle yollarına devam ederler. Mevcut hükümetin, mevcut iktidarında yapmış olduğu işte budur. Ekonomi felç! Terör zirve yapmış! Dış politika, bu ülke bu millet tarihinde hiç bu kadar Gazze' ye giden gemide maruz olduğu bir hakarete, onur kırıcı bir muameleye asla muhatap olmamıştır.  Belki daha önce Kıbrıs' ta benzer bir durumla Türkiye karşılaşmıştır ama Kıbrıs' ın yasısın almıştır. Şimdi Başbakan'ın ve hükümetinin izlediği dış politika bakın tarihi boyunca 1. dünya savaşı sonrasından bugüne kadar bu ülkenin, bu milletin hiç muhatap olmadığı derecede onur kırıcı bir muameleye bu ülkeyi muhatap ediyor ve ondan sonrada el altından görüşmeler yapıyor, barış mesajları gönderiyor. Böyle bir zilleti bu ülke görmedi değerli arkadaşlarım. Bağırtılar, gürültüler, çağırtılar dışarıya değil. İçeriye seçmene mektup göndermek için. Peki, dışarıya gönderilen nedir? Dışarıda olup biten nedir? Dışarıya, İsrailli iş adamları en karlı Türkiye' nin en karlı ihalelerini dağıtmaktır veya ülkenin onurunu rencide edecek muameleleri yaptıkları halde ciddi hiçbir yaptırım kararı almamaktır. Başbakanın tavrı, hükümetin tavrı budur. Evet, dış politikaya bakın. Güvenlik ve terör bağlantılı konulara bakın. Ekonomiyle ilgili değerlendirmeleri yapın. 3 senedir Başbakan ne yaptı? Hükümeti ne yaptı? Hangi derdi çözdü? Hiçbir sorunu çözdüğü yok, üstelikte varlığıyla yeni sorunlar icat ediyor. Yeni sorunlar üretiyor. Ürettiği yeni sorunları ülkenin üzerine yıkıyor ama tüm bunlar, başarısızlıkları, becerisizlikleri bu ülkeyi mahfeden yanlışları top yekûn iktidarsızlığı anlaşılmasın, bilinmesin, insanlar bunu sezmesin, tartışmamasın diye sürekli kavga ediyor sürekli gürültü çıkarıyor. Tabi siyasi gürültülerin işe yaradığı bir başka nokta daha var. Siyasi gürültüler ayyuka çıktığı zaman bütün yolsuzlukların üstü kapanır. O gürültülerin altından sessiz ve sedasız ülke yağmalanır. Bazıları için buda uygun, iyi bir taktik olabilir. Ama bu tüm bu olup bitenlerin memlekete bir faydası yok. Bakın bu hükümetin elinde Türk ekonomisi üretken yapısını kaybetmektedir hem sanayi hem de tarımsal üretim için söylüyorum. Bu hükümetin elinde Türk ekonomisi rekabet gücünü her geçen gün kaybetmektedir. Bu hükümetin elinde Türk ekonomisi istihdam yaratma kapasitesini her geçen gün kaybetmektedir. Dünya ekonomisi yeniden yapılanıyor, Türk ekonomisi yeniden yapılanıyor ama bu hükümetin elinde Türk ekonomisi bu ülkenin ihtiyaçlarına göre değil yabancı ülkelerin ihtiyaçlarına göre yapılanıyor. Türk çiftçisi göre değil yabancı çiftçilerin ihtiyacına göre, Türk sanayicisinin ihtiyacına göre değil yabancı ülkelerin sanayicisine göre, Türkiye'deki işsizlerin ihtiyacına göre değil yabancı ülkelerin ihtiyacına göre yapılanan bir ekonomi vardır. Kimin sayesinde Başbakanın ve hükümetinin sayesinde, işte dün Haziran ayıyla ilgili ihracat rakamları açıklandı. Şöyle baktığınız zaman her yeni ilan edilen ekonomik göstergelere baktığınız zaman ve derinlemesine yorum yapmaya çalıştığınız zaman ülkenin bu iktidarın elinde nereye gittiğini tespit edersiniz. İşte dünkü açıklama ocak-haziran arasında dış ticaret açığı ne kadar oldu? 2009' un ocak- haziranında yani ilk altı ayında dış ticaret açığı yani ithalat eksi ihracat 5 miyar dolar idi şimdi 2010' un ilk altı ayında dış ticaret açığı %101 artmıştır. 15 milyar dolardan 28 milyar 500 bin dolara çıkmıştır. Bu ne demektir? Bu şu demektir. İthalatı ihracatından daha fazla artan bir ülkeyiz demektir. Bu gidişin sonu yok, nitekim haziran ayına bakıyoruz haziran ayında ihracat % 15 artarken ithalat % 22 artmıştır yani ithalat ihracattan daha fazla artmıştır ve ihracatın ithalatı karşılama oranı % 67' den %63 'e düşüyor. İthalatın artması ne demektir biliyor musunuz? Burada kullanılan, tüketilen bir mal yurt dışında üretilirken onu üretirken onu üreten fabrikada işsiz olan bazı insanların iş bulması demektir, o ülkenin milli gelirinin artması demektir. Yabancı ülkelerin işsizlerinin iş bulduğu, milli gelirine arttırdığı bir faaliyet sonucunda ortaya çıkan ürünü burada doğrudan doğruya piyasaya sürmek demek buradaki işsizlerin iş bulamaması buradaki milli gelir artışına katkı sağlamaması demektir. Yani Başbakanın ve hükümetinin ekonomi politikası işsizliği azaltmaz. Bu hükümet varsa bu hükümet iş başındaysa bu politikalara devem ediyorsa bilesiniz ki Türkiye dünyanın en fazla işsizi olan ülkesi olmaya hep devam edecektir.  Diyor ki Başbakan bir çözüm söyleyin, çözümünüz ne? Biz ilan ediyoruz. Türkiye' de işsizliğin bitmesi için azalması için birinci şart başbakanın ve bu hükümetin gitmesi lazım. Bunlar durduğu sürece bunlar işsizlik üretir sonrada vatandaşı aldatarak yoluna devam etmeyi dener. Bak gördün mü işsizlik düşüyor diyor. İşsizlik hesaplarının tutulduğu günden bugüne kadar yaz aylarında hep işsizlik düşer neden biliyor musunuz? Geçici işçileri' de iş sahibi sayar bizim TUİK. Yazın geçici işçiler biliyorsunuz fazladır. İnşaat' ta, tarım' da, turizm' de geçici işçiler vardır. Dün işe giresiniz TUİK elemanları anketle işsizliği belirlerler. Türkiye genelinde 12 bin deneğe sorarlar işin var mı yok mu? İşsizlik oranı da oradan çıkar. Nasıl hesapladıklarını da bilelim. Rastladı size dün bir inşaatta iş buldunuz, bir iki ay çalışacaksınız. İşin var mı çalışıyor musun? Evet. İşsizliği böyle hesaplarsan ne olur yaz aylarında düşüyor gibi gözükür. Kaça düşmüş biliyor musunuz? %12' ye düşmüş. Böyle bir işsizlik hesabına rağmen % 12' ye düşmüş. Şimdi Başbakan şu cevabı versin. Dünyanın neresinde % 12 işsizlik var. Düştü dediğiniz işsizlik dünya rekoru bir kere bunu bileceksin. Başka mevsimlik işçiler var. 1 aylık, 3 aylık, 5 aylık bulduğu işe güvenerek hayatımı kurtardım artık düzene giriyorum, evlenebilirim, çoluk çocuk sahibi olabilirim diyen tek bir insan var mı bu ülkede. Yok!  Başka yine devletin resmi rakamları neyi gösteriyor biliyor musunuz? Bu ülkede işi var sayılanların yarıya yakını % 43' ü hiçbir sosyal güvenlik kurumuna üye değil.

Sosyal güvenlikten mahrum uluslar arası standartlara göre sizin çalışıyor dediklerinizin yarısı aslında çalışmıyor, işsiz! Hesapları eğmeyle, bükmeyle arkadan dolaşmayla ülkedeki tabloyu iyi göstermeyi gücünüz yetmez. Bu ülkenin gençleri iş derdindedir, aş derdindedir, gelecek derdindedir. 3 yıldır sürekli kavga yapıp insanları ayrıştırarak oy avcılığı peşinde koşacağınız yerde işsizlik mesaisi yapsaydınız şuanda işsizlik yarıya inmiş olurdu. Ama yok hükümette Başbakanda böyle bir dert, kaygı yok. Bu kadar sorumsuz ve duyarsız bir iktidar haklatan korkuyor olsaydı var olabilir miydi? Demek ki, halktan korkan bir iktidar yerine halkı korkutan bir iktidar ver. Halktan korkan bir iktidar olsaydı bir özgürlük ortamı olurdu ve insanlar daha rahat çalışır ve daha rahat konuşur, tartışır ve sorunlarını siyasi karar mekanizmalarına daha güçlü bir şekilde iletebilirlerdi. Evet, sadece sorunlar işsizlik değil bu ülkenin çiftçileri, esnafı emeklileri açlık sınırının altındadır. Bu ülkenin asgari ücretle yaşam mücadelesi veren açlık sınırının altında bir hayatı sürdürmektedirler. Bunların hepsi bu ülkede sorundur dünya ekonomisin yeniden yapılandığı, Türk ekonomisinin yeniden yapılandığı böyle bir dönemde böyle bir ortamda bu konular asla gündeminde olmayan şu anayasa paketi nedeniyle halkı daha ne kadar ayrıştırırım diye çabalayan bir siyasi iktidar mevcuttur. Muhalefet partileri' de iktidarın temposuna, huyuna, yoluna uyum göstermiş görünmektedirler. Ama bu ayrıştırma çabası bu ülkeye zarar veriyor.  İşte terör. Terör Türkiye'de zirve yapmıştır. Sayın Başbakanın bunun hesabını vermesi lazım. 1984' ten bugüne kadar, terör örgütünün ortaya çıktığı bugüne kadar terörün daha fazla zirve yaptığı bir dönem var? Terör olaylarının en fazla arttığı bir dönemi bir süreci yaşıyoruz. Başbakanın bunun hesabını vermesi lazım. Sen geldiğinde bu ülkede tek bir can bu ülkede hayatını kaybetmiyordu.  Ne oldu? neyi yanlış yaptın? Aslında neyi doğru yaptın ki? Yaptığı her şey yanlış ve yaptığı her şey terörü azgınlaştırmaya yarıyor. Balıkesir'de de diyor ki Başbakan " ben gidersem terör bitecekse çekiliyorum" diyor. Haydi çekil! Terörün en temel sorunlarından birinin kendisi olduğunu görmeyen bir insanın terörle bağlantılı siyasi sorumluluk duygusu hissetmeyen bir insanın bir çözüm üretebileceğini düşünebiliyor musunuz? Mümkün değil. Bir kere siyasi üslubunuz terörü besliyor, sonra kavga için paketler açıyorsunuz açtığınız bütün paketleri ortada bırakıyorsunuz. Açtığı bütün paketleri ortada bırakan bir Başbakan bu ülkenin başına gelmemiştir, hiç. Sadece bu ülkenin değil ha! Açtığı bütün paketleri ortada bırakan bir başbakan dünyanın hiçbir ülkesinin başına da gelmemiştir. Eğer herhangi bir ülkenin başına böyle bir Başbakan gelseydi ilk seçimlerde kaybederdi, düşerdi. Peki diyeceksiniz ki bizim Başbakanın akıbeti nedir? Bütün paketleri ortada bıraktığına göre önümüzdeki ilk genel milletvekili seçimlerinde Sayın Başbakan ortada kalacaktır. Evet, son günlerde şu milli eğitim rezaletini de görüyorsunuz. Bu hükümetle bu Başbakan olmasa sorunlar daha az olacak. Şu hükümetin haline bakın şu eğitimin haline bakın tam bir keşmekeş. Bu senede her sene olduğu gibi üniversiteye giriş sınavları yapıldı ne oldu ortaya ne çıktı bir aşama olan sınavlar iki aşamalı oldu. sınav koşuşturma telaşı azalmadı arttı. Çocuklar sınav stresi baskısı altında perişan oldular sonunda binlerce öğrenci sıfır aldı. Hiçbir soruya cevap vermedi. Başka daha kötüsü sorular yanlış çıktı. Daha soruları düzgün hazırlamasını bilmeyen bir eğitim sistemi düzeni olabilir mi Allah aşkına? Her sene aynı sınavı yaparsınız ve şu sınav sorularını doğru hazırlamayı beceremezsiniz. Bu ne biçim sistemdir ve eğitim sistemi ile ilgili bir sorun var diye düşünen bir Başbakan bir hükümet var mı bu ülkede bunu hissediyor musunuz yok. Sadece sorun sınav sorularının yanlış olması olsa sadece oda değil taban puanlarda yanlışlıklar yapıldı oda yetmedi ÖSYM bir kılavuz yayınladı ve yayınlanan kılavuzda çok sayıda yanlış olduğunu başkan kendi ağzından kamuoyuna duyurdu. Düzeltilmiş yeni kılavuz basıyoruz dedi aman o yanlış kılavuza itibar etmeyin dedi ama düzeltmelerin arkasından yine hala kılavuzda başka yanlışlarında olduğu ortaya çıktı. Dünyanın hiçbir yerinde değerli arkadaşlar böyle bir düzensizlik, böyle bir dağınıklık insanımız, gençlerimiz yoran perişan eden bir eğitim sistemi yoktur ve böyle bir sorun olduğunu hisseden bir hükümetin var olmayışı, eğitim diye bu ülkede var olduğunu hissetmeyen bir Başbakanın bulunmuş olması bu ülkenin en büyük derdi, sıkıntısıdır. Biz çözümden yanayız, gerçek sorunların üzerine gitmeden yanayız, halkın taleplerini karşılamadan yanayız siyasetin halkın talepleriyle meşgul olması gerektiğini düşünüyoruz buna inanıyoruz ve şu eskimiş sorun çözme yeteneği kalmamış, kavga ederek soğuk savaş dönemi yöntemleriyle siyaset yapan iktidar ve muhalefet partilerinin siyaset anlayışlarının ortadan kalkacağı Türkiye Partisi' nin bayraktarlığını yapacağı, yeni siyaset ilkelerinin hakim olacağı bir dönemi başlatmak bu ülkede yapılabilecek en kutsal en değerli mücadeledir.

Hepiniz bu değerli mücadelenin mensuplarısınız, yolunuz açık olsun diyorum. Ülkemizin yarınlara aydınlık olsun diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

 

 

 

Son 10 basın açıklaması
Türkiye Partisi Turan Güneş Bulvarı No: 72 / 4 Çankaya, Ankara, T: (312) 440 72 04, bilgi@turkiyepartisi.org.tr İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. © 2010 Türkiye Partisi
Web Tasarım