Ana sayfam yap | Sık kullanılanlara ekle| E-Yönetim
Türkiye Partisi
2. İstişare Toplantısı Basın Açıklaması
Basın açıklaması tarihi: 28/10/2010

Abdüllatif ŞENER'in konuşması:

Sayın Genel Başkan yardımcılarımız, Partimizin MKYK Üyeleri, MDK Üyeleri , İl Başkanlarımız, Kadın ve Gençlik Kollarımız, değerli İlçe Başkanlarımız, değerli Basın Mensupları hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün Türkiye Partisinin 2. İstişare Toplantısını yapıyoruz toplantımızın Partimize, Ülkemize, Milletimize ve İnsanlığa hayırlı olmasını diliyorum.

Özellikle 1. İstişare Toplantısında olduğu gibi bu toplantımızda da ev sahipliğimizi  üstlenen KÖŞDERE ailesine de teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Hepinizin bildiği gibi yarın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'dır. Cumhuriyet Bayramı'mızın ülkemize milletimize hayırlı olmasını, kutlu olmasını diliyorum. Ve tüm yurttaşlarımızın bayramlarını kutluyorum.

Bildiğiniz gibi Türkiye Partisi yeni bir ses olarak, yeni bir heyecan olarak Türkiye de var olan yanlış ve eski siyaset tarzını değiştirmek,  yeni siyaset tarzını inşa etmek üzere kurulmuştur.

Türkiye'nin bugün en temel ihtiyacı siyaseti yenilemektir. Eski siyaset tarzını bitirip, yeni siyaset tarzına ülkemizin geçmesi en temel ihtiyacımızdır. Çünkü ülkemizde var olan tüm sorunların sorumlusu yönetim biçimidir, siyaset biçimidir. Bugün Türkiye de var olan siyaset ülkede ki tüm sorunları çözümsüz hale getirmekte, ülkenin en temel meseleleri üzerinde kavga yapmakta ve kendi dertlerini de ek olarak, ilave olarak milletin sırtına yüklemektedir. Çözüm yeri olan siyasetin kendi sorunlarıyla da ülkeyi yorduğu insanımızı perişan ettiği bir ortamda elbette bu ülkenin en temel sorunu, en temel konusu yönetimdir, siyasettir. İşte bu  temel sorunu ortadan gidermek ülkemizdeki tüm sorunları çözmek sistemin çözüm üretme yeteneğini arttırmak maksadıyla Türkiye Partisi 25 Mayıs 2009 tarihinde kurulmuştur .

Kısa zamanda tüm İllerde, İl başkanlarımız, İlçe Belde Başkanlarımız, Kadın, Gençlik Kollarımız Türkiye Partisi'nin ilkelerini ve prensiplerini bulundukları İllerde, Beldelerde bütün yurttaşlarımıza  duyurmak için Türkiye Partisinin kabul edilebilir bu yeni siyaset tarzının Türkiye de köklü bir şekilde yerleşmesi için çaba harcamışlardır ve çabalarını sürdürmektedirler.

İşte bu İstişare toplantımız, 2011 seçimlerine her geçen gün daha fazla yaklaştığımız bir ortamda Türkiye'nin kaderini ve olumsuzluklarını değiştirecek, seçimlerin önümüzde bulunduğu bir noktada gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu istişare toplantısıyla şu ana kadar Türkiye partisi olarak kat ettiğimiz mesafe yaptıklarımız ve yapamadıklarımız gözden geçirilecektir.  Aynı zamanda Haziran veya Temmuz 2011 ayların da yapılacak olan genel milletvekili seçimine en etkin bir şekilde nasıl gireceğimiz, en güçlü bir şekilde nasıl çıkacağımız, tüm merkez ve taşra birimlerimizle, Kadın, Gençlik Kollarımızla birlikte 3 gün boyunca yoğun bir şekilde tartışılacaktır. Bu arada partimizin diğer partilerden farkını belirleyen bizim siyasi duruşumuzu tanımlayan, Türkiye meselelerine bakışımızı tasvir eden parti doktrinimizle bir taslak metin halinde sizlere sunulacaktır. Ve görüşlerinizle önerilerinizle sağlayacağınız katkılarla ve eleştirilerle geliştirilecektir. Bu bakımdan, bu 2. istişare toplantısı sadece partimiz açısından değil, ülkemiz açısından Türkiye'nin geleceği açısından çocuklarımız, ve torunlarımızın istikbali bu toprakların bu vatanın geleceği açısından son derece önemlidir. Hiç kimse bulunduğu noktayı küçümsemesin, hiç kimse kendisini hafife almasın, Arif Nihat Asya'nın meşhur bir şiiri vardır. Gençlere hitap ederken der ki, genç kızlarımıza ve genç oğlanlarımıza hitap ederken der ki,  

Ne diye bu oyunda oynaştasın Fatih'in İstanbul'u feth ettiği  yaştasın der,  bu salonda bulunan Türkiye Partisi mensupları teşkilat mensuplarımız ya fatih'in İstanbul'u feth ettiği yaştadır. Bir çağı açıp bir çağı kapattığı yaştadır veya ondanda ilerdedir. O halde ülkemiz adına yapabileceğimiz çok şey vardır her sorumlu yurttaşın da ülkesi adına, yaşadığı topraklar adına, kader birliği yaptığı insanlar adına, yapması  gereken bir şey varsa, üzerine düşen bir sorumluluk varsa, bunu mutlak surette gerçekleştirmek en temel görevidir. Türkiye Partisi   vatanperverlerin partisidir içinde yüreğinde vatanperverlik duygusu olmayanlar Türkiye Partisinin kapısından içeri adım atmadılar. Mecliste grubu, bulunan bulunmayan, mecliste temsil edilen edilmeyen çok sayıda parti var her gün kini nefreti yaygınlaştıran ülkede ayrımcılığı derinleştiren adeta bu ülkeyi bölüp parçalamak için yarış edercesine birbirinin kafasını, gözünü kıran bunca  siyasi parti var. Onlar her attıkları adımda, onlar her telaffuz ettikleri kelimede, bu ülkeye zarar verirken, bu ülkeye zarar vermek için siyaset kararlılıkları varken, Türkiye Partisi mensupları Türkiye davasına gönül veren insanlar, sizler yüreğinizde tek bir zerre bu ülkeye ve topraklara kötülük yokken bütün niyetiniz iyi şeylerin ortaya çıkması, güzelliklerin inşa edilmesi, yeni bir siyaset tarzının kurulması gerekirken diğerlerinden daha fazla coşkulu, diğerlerinden daha fazla heyecanlı olmayacağız da kimler olacak.

 Hepiniz doğru bir kararla Türkiye Partisi dediniz. Doğru bir tercihle Türkiye Partisi'nin iktidar olması için çaba harcıyorsunuz, enerji sarf ediyorsunuz,  hiçbir zaman zorluklardan yılmak yoktur. Şunu biliyoruz ki insan da milletler de kendilerini en zor da hissettikleri anda en büyük  avantajları yakalarlar. Zorluklar, güçlükler insanların ve ulusların yılgınlık göstermesi gereken demler, aksine tekrar yeni umutla yeni arayışla yoluna devam etmesi gereken zamanlardır. Önümüzde bir seçim var elbette ki bu seçim 8-9 ay sonra yapılacaktır. Zaman sıkışmıştır ancak şunu bilesiniz ki siyasette tek bir gün bile kısa sayılmaz 9 aylık bir süre ise hiç kısa sayılmaz. 9 ayda bu salonda bulunan insanların neyi yapabileceğini nelere  kadir olabileceğini hepiniz göstereceksiniz. Bu ülkede yaşayan herkese göstereceksiniz. Türkiye Partisi sağına bakıp yanında kim var, soluna bakıp yanında kim var, önüne arkasına bakıp benimle kim var diye etrafındakileri arayanların partisi değildir tek başına ben varım, bende varım diyen insanların partisidir.

Onun için partimizin temel sloganı "Ben de Varım Diyen Herkes Kadromuz, Kattığınız Her Düşünce  Programımız"dır  dedik ve yola öylece koyulduk. Ama şunu bilesiniz ki, geldiğimiz mesafe küçümsenecek bir mesafe değildir. Tarihteki bütün dönüşümleri bütün büyük inkılapları bir avuç insan gerçekleştirmiştir. Hatta çoğu kez, tek bir insan tüm  tarihi değiştirmiştir. Sağımda solumda kim var diye bakmaya gerek yok, inanmış kararlı, bu salonda ki kadar insan değil Alanya'yı  Antalya yı, 9 ay içerisinde tüm Türkiye'yi değiştirebilir. Sadece bir tek şeye ihtiyaç var, o da inançtır ve  kararlılıktır görüyorum ki bu inanç ve karalılık hepinizde vardır. Önümüzdeki seçimler Türkiye de değişimin adı olacaktır. Adres Türkiye Partisi olacaktır onun için bu istişare toplantısı nedeniyle yolunuz açık olsun ülkemizin geleceği aydınlık olsun.

Türkiye Partisi ile birlikte artık ayrıştırmanın adı siyaset olmayacaktır. Çünkü Türkiye Partisi olarak dedik ki: Her vatandaşımızın sorunu bizim sorunumuzdur.  Bu ülkede yaşayan her bir vatandaşımızın var olan sorunu bizim sorunumuzdur. Var olan talebi de bizim talebimiz demektir. Biz ayrıştırmak için gelmiyoruz, biz insanımızın mutluluğu için geliyoruz, insanımızın huzuru için geliyoruz. Ama maalesef Türkiye de iktidar, ana muhalefet,  grubu bulunan partiler, kurumlar en temel kavramlarımız üzerinden bu ülkenin birliğini, beraberliğini ifade eden kavramlar ve konular üzerinden ayrışmalar oluşturmakta ve kavgalar yapmaktadır. Böyle bir manzarayı dünyanın hiçbir yerinde, biz bir Milletiz, bir devlet çatısı altında yaşıyoruz diyen hiçbir ülkede göremezsiniz sadece Türkiye de var.

Ülkenin en temel konuları birlik ve beraberliğinin ifadesi olan konular kavga konusudur,  ayrışma konusudur. Siyasetin ne kadar yanlış işlendiğinin en açık kanıtı budur . Uzaklara gitmeye gerek yok, konu araştırmaya, konu tartışmaya da gerek yok, işte yarın Cumhuriyet Bayramı'dır. 29 Ekim'dir.  Milletçe kıvanç içerisinde olacağımız, coşku içerisinde olacağımız bu Cumhuriyet'i biz kurduk diye, övünç duyacağımız bir günün yıl dönümünü yaşayacağız. Cumhuriyet Bayramı adına,  Cumhuriyet'imizin kuruluşunun yıl dönümü adına, siyaset ve kurumlar bu ülkede birliğin beraberliğin teminatı olarak mı duruyorlar, yoksa her attıkları adımla, her yaptıkları konuşmayla ve her davranış sinyali ile bir ayrışmanın ifadesi mi oluyorlar.

Nasıl bir ülkedir bu, nasıl bir siyasi ortamdır. Böyle bir ortamı başka yerde görmek yaşamak acaba mümkünmüdür. Resepsiyon tartışmaları günlerdir devam edip gidiyor. Resepsiyon nasıl olmalı, geleneksel olarak iki ayrı resepsiyon mu yoksa tek bir resepsiyon mu olmalı veya bu resepsiyona, şu parti veya bu kurum gitmeli mi gitmemeli mi ülkeyi bu noktaya niye getiriyorlar. Kim getiriyor, bu tartışmalar niye ortaya çıkıyor. Üstelik Cumhuriyet Bayramı'nın yıl dönümü olan Cumhuriyet'imizin kuruluşunun yıl dönümü olan bir Cumhuriyet Bayramı ortamında böylesine ihtilaflar, ayrışmalar kime kazanç sağlar, bundan kim yararlanır, bu ayrışma bu ülkenin hangi derdini, hangi sorununu çözer . Bu ihtilafların bu ülkede yaşayan hiç kimseye faydası yoktur. Hiç kimsenin bu topraklar üzerinde, bu ayrışmadan kazançlı çıkması da mümkün değildir. Onun için tüm herkese çağrımız, başta siyaset kurumu olmak üzere bu ülkenin birlik ve beraberliğini ifade eden konuları tartışma ve ayrışma konusu haline getirmeyiniz.           

Sonra hayretler içerisinde başka manzaralarda izliyorsunuz. Mecliste grubu bulunan 4 siyasi parti var. Partilerden biri iktidar partisi AKP, diğeri ana muhalefet partisi CHP, diğer 2 grubu bulunan partide MHP ve BDP uzunca süredir izliyoruz. Yıllardır izliyoruz her biri ülkeyi bir tarafa çekmeye çalışıyor AKP bir tarafa, CHP bir tarafa, MHP bir tarafa, BDP bir tarafa, ülkeyi sanki parçalamak için çaba harcıyorlar. İktidar partisinin ve başbakanın kavgacı üslubunun peşine diğerleri de takılmış. Karşılıklı hoyrat cümlelerle, hakaretlerle ülkeyi ve vatandaşı ayrıştırmak için çaba harcıyorlar. Bundan kısa bir süre önce birden galiba güzel bir gelişme var diye algıladığımız demeçler peş peşe geldi. İktidar partisi dedi ki bu baş örtüsü veya türban yasağı kaldırılmalıdır. Ana Muhalefet partisi genel başkanı dedi ki evet dedi, bu baş örtüsü veya türban yasağı kaldırılmalıdır. MHP aynı şeyi söyledi, BDP aynı şeyi söyledi ve tüm yurttaşlarımızda, grubu bulunan 4 partinin aynı şeyi söylemiş olmalarını hayretler içerisinde, ama birazda umutla izlediler. Demek ki artık kavga etmeyecekler, demek ki artık siyaset tarzlarını değiştirecekler, demek ki artık bunlarda Türkiye Partisi gibi siyaset yapmaya başlayacaklar.

Bak Türkiye Partisi  kuruldu siyasettin üslubu ile ilgili, tarzıyla ilgili yeni bir yol açtı. Söyleye söyleye     1 -1,5 yıl içerisinde başta iktidar partisi, ana muhalefet partisi, diğer grubu bulunan partiler olmak üzere hepsini  etkilemeye başladı Türk siyaseti bir dönüşüme, bir yenileşmeye adım atmış oldu ve alışkanlıklarını değiştirmeye başladı diye herkes umutlandı. Gerçekten bizde umutlandık ama haftalardır 4 partide diyor ki bu yasak kalksın ama kaldırmak için değil üzerinden kavga yapmak için çaba harcıyorlar. Meğer niyetleri yine bozukmuş, niyetlerinde yine bir değişiklik yokmuş, hiç anlaya biliyormusunuz. Ben anlayamıyorum mecliste grubu bulunan 4 siyasi parti Meclis'te bulunan Millet Vekillerinin %98'ni ifade eden siyasi partiler hepsi diyor ki bu yasak baş örtüsü yasağı üniversitelerden kalkmalıdır diyor. Ama yasak kalkmıyor ve de bu partilerde aynı lafları söylerken yasak kalkmalıdır derken konunun üzerinden kavga yapıyorlar ve her geçen gün kavgalarının şiddeti de artıyor. Demek ki niyetleri bu ülkede var olan herhangi bir derdi, sorunu çözmek değil. Bunlar için önemli olan, başta Başbakan olmak üzere, bunlar için önemli olan, üzerinden kavga edecekleri konuyu bulmaktır.

Milli Bayramımız mı üzerinden kavga edelim, bu ülkenin inançları mı üzerinden kavga edelim,  Devletimizin nitelikleri mi üzerinden kavga edelim, hatta evrensel kavramlar insan hak ve özgürlükleri mi üzerinden kavga edelim, kavga edelimde ne olursa olsun. Böyle bir siyaset olmaz Türkiye Partisi olarak hiçbir şey yapmasanız, bu siyaset tarzını değiştirseniz, kökten bu ülkede bu ülkenin geleceğine en büyük katkıyı siz sağlamış olacaksınız. Başbakan dediğiniz zaman, muhalefet lideri dediğiniz zaman, şu kurum bu kurum dediğiniz zaman, bunların tamamı ülke adına toplumsal sorumluluk sahibi kişiler ve kurumlardır. Ama ülke adına toplumsal sorumluluk duygusu yokmuşçasına siyaset yapan icraat yapan mekanizmalar haline dönüşmüşlerdir.  Onun için bir an önce değişmeleri lazım, zihniyetlerinin de değişmesi lazım,ancak zihniyetleri değişmeyeceği içinde, kendilerinin değişmesi lazım. Yani bu değişimi beceremeyen bu iktidar, bu diğer partiler onlar gidecek siz geleceksiniz. Şu siyasette prim yapan şey nedir biliyor musunuz? Yandaşlık iktidara oturduğu zaman, kamu kaynaklarını kullanmaya,   kamu makamlarını dağıtmaya ve kamu gücünü kullanmaya başladığı andan itibaren, yandaşların karlı çıkacağı, yandaş olmayanların zarar göreceği, yandaş olmayanların, yandaşları besleyeceği bir sistemi inşa etmek için gece gündüz mesai harcıyor. Şu anda iktidar ne yapıyor derseniz bu söylediğimi yapıyor yandaş olmayanların varlığıyla oluşmuş bir kamu otoritesinin bütün güçlerini yandaşlar için yandaş olmayan tüm  vatandaşlarımızın ödediği vergilerle oluşan kaynakların yandaş olanlara aktarılması için gece gündüz mesai harcayan, çaba gösteren bir siyaset biçimi bir siyaset tarzı bir iktidar anlayışı şu anda var. Olan iktidarın yaptıklarını en net tasvir eden durumdur. Buna biz eski siyaset  tarzı diyoruz. Zaten ülkeye, memlekete bir faydası olmayan bu ülkenin memleketin tüm dinamik yapısını dinamitleyen küresel rekabette ülkemizi geri bırakan zihniyet bu iktidar yapısıdır. Onun için Türkiye Partisi iktidarında yandaşlık pirim yapmayacaktır. Liyakatin başarının çalışmanın prim yaptığı, değer olarak anlam kazandığı bir Türkiye'yi siz Türkiye Parti'liler inşa edecektir.

Bakın bir referandumdan geçtik. Bazı vatandaşlarımız evet dedi, bazıları hayır dedi, bazı partiler evet dedi, bazıları hayır dedi, yani böyle bir referandumda Dünya'da yok aslında onu da söyleyeyim.

Avrupa ülkelerine baktığınız zaman referandum ortamlarında devlet vatandaşın bilgilenmesi için bu referandum ne götürüyor veya ne getiriyor, nasıl bir düzenleme içeriyor bu konuda vatandaşı bilgilendirmek için broşürler basar. İsteyen vatandaş alır okur hiç partilerin propaganda  yaptığını görmesiniz asla devlet taraf olmaz. Referandumlarda, devlet imkanları asla kullanılmaz ve iktidar partisi tarafından sonunda vatandaş bilgilenir ve sade bir şekilde gider oyunu verir sonuç çıkar. Çağdaş referandum böyledir. Ama bizde referandum bitti, kavgası hala bitmedi. Ayrıştırma diyoruz ya iktidar eliyle ayrıştırma diyoruz ya, bu işliyor. Hala bakıyoruz ki iktidar partisi, başta Başbakan ilk günden referandumda, bizim safımızda yer tutanlara teşekkürler diye ismi duyulan duyulmayan bütün derneklere varıncaya kadar teşekkürlerini yapıyor ve Türkiye Partisi de evet vereceğiz dedi  Türkiye Partisinin ismini de hiç anmıyor. Anmamış olmasından dolayı üzüntü  duymadık, neden çünkü biz başbakanın keyfi için görüş ve eğilim belirlemedik. Bizim açımızdan ülke gerçekleri ne ise vatandaş acısından ne doğruysa küçük bir adım bile olsa ona biz evet deriz yanlışa da hayır deriz. Bizde mutlak yanlış mutlak hayır ve mutlak evet yoktur. Muhalefet partisiyiz iktidarın doğru yaptığı varsa evet'tir,   yanlış yaptığı varsa hayır'dır. Çok küçük bir adımda olsa referandumda evet eğilimini belirledik ama başbakan buna rağmen Türkiye Partisinin adını zikretmemek için kıvrandı durdu. Çok büyük zahmetler çekti. Herkesi sayarken adı sanı bilinmedik grupları, dernekleri anarken acaba bu Türkiye Partisinin ne yapacağından ne yapıp ta atlayacağım diye kan ter içinde kaldı ve bir atlayı verdi  geçti. Hayırlı olsun, ama evet teşekkürleri bitmiyor hala bakıyoruz ki bilmem falan baro başkanı,  falan kuruluş bu referandumda evet demiş onlara teşekkür edelim ama falan devlet memuru da bir hayır kampanyasının kalabalığının içinde görülmüş bunu da cezalandıralım diye çaba harcıyorlar.

Değerli arkadaşlar böyle iktidar anlayışı olmaz ki, diyorlar ki Başbakan yumuşayacakmış. Ne zaman biliyormusunuz. Tüm kendi düşüncesine aykırı düşünceleri ülkede bitirdikten, yok ettikten sonra kimseyi kıpırdayamaz hale getirdikten sonra herkese çok gülücük dağıtacakmış, herkesin gönlünü alacakmış ama zinhar sakın o arada tekrar hoşlanmayacağı bir sözü bir davranışı söylemeyesiniz, yapmayasınız. Böyle demokrasi olmaz, demokrasi aykırı düşüncelerin,  cirit oyunu vardır cirit attığı yerdir bu yoksa o ülkede demokrasi olmaz, özgürlük olmaz. İnsanlar tüm yeteneklerini geliştiremezler, kullanamazlar. İnsanlarının tüm yeteneklerini geliştiremediği ve kullanamadığı bir ülke ise küresel rekabette geri kalmaya mahkumdur. Gelecekte yok olmaya mahkumdur şu anda siyasetin iktidarın iktidar yapma biçimi bu ülke insanının yeteneğini tahrip etmeye yöneliktir. Ülkenin potansiyelini yok etmeye yöneliktir. Bu ülkeyi küresel rekabette geri bırakmaya yöneliktir . Onun için biz buna karşıyız bunun değişmesi gerektiğini söylüyoruz, düşünüyoruz ve bir  taraftan iktidar hoşuna gitmeyen şeyleri cezalandırırken, hoşuna giden şeylere de yeşil ışık yakıyor. Nedir hoşa giden şeyler yolsuzluklar var ya yolsuzluklar iktidarın çok hoşuna gidiyor. Bunun için bakın Meclise bir kanun teklifi verdiler. Bazı Millet Vekillerinin imzasıyla verdiler. Bazı değişiklikleri kritik değişiklikleri yapma yöntemi olarak başbakanın benimsediği bir tarzdır bu, kanun değişikliği teklifiyle diyor ki: İktidar partisi görevi kötüye kullanma cezası şu anda ağırdır bunu indireceğiz aşağıya diyor. Yani diyor, siyasilere ne diyor, bürokratlara aman korkmayın sizin cezalarınızı biz indireceğiz bunu geçmişte de yaptı bakanların yaptığı yolsuzluklar daha sonra Mecliste kanun değişiklikleriyle suç olmaktan çıkarıldı. Veya geçmişe yönelik olarak kendilerini aklayan aflar çıkardılar aynı  hızla devam ediyor. Diyor ki aman bize zarar verecek yasalar varsa biz o yasaları değiştirelim  velev ki bu yasalar, yolsuzluğu engellemeye yönelik olsun, işin garibi anayasa komisyonu başkanı da diyor ki, ya diyor bu görevi kötüye kullanma dediğiniz suç var ya diyor, bu aslında diyor maydanoz suç sayılır diyor.

 Değerli arkadaşlar bu görevi kötüye kullanma dediğiniz şey ciddi bir suçtur. Ve hep yolsuzluk gayri meşru kazançlar bu mekanizmalarla elde edilir, ortaya çıkarılır. Hafif dediğiniz bir şey varsa, var onu kanun tanımlamış hafif dediğiniz şeyde yine Türk ceza kanununda vardır görevi ihmal suçu vardır. Onu biraz hafif sayabilirsiniz ama görevi kötüye kullanmaya Anayasa komisyonu başkanı Mecliste diyorsa ki bu maydanoz suçtur. O halde her şeyin ortasına bu maddeyi maydanoz yapmayalım bunu tasfiye edelim. Bakanlarımız da rahatlasın, Millet Vekillerimiz de rahatlasın, belediye başkanlarımızda rahatlasın, bürokratlarımızda rahatlasınlar ve siyasilerin taleplerini bürokratlarımızda çatır çatır yerine getirsinler. Yandaş olmayanın vergileriyle biriken hazineyi biz yandaşlar olarak çatır çatır soyalım diyorlar. Bunun başka anlamı yok eğer bir siyasal iktidar sorgulanamaz hale gelirse yanlışlarında azgınlaşır. Mevcut iktidar maalesef yanlışlarında azgınlaşmıştır. Bu demokratik ortamın yara aldığını göstermektedir. Türkiye'de demokrasinin standartının düştüğünü göstermektedir.

 Biz Türkiye Partisi olarak tam demokratik sivil  bir toplum inşa edeceğiz. Yasalarımız, Anayasamız, Siyasi Partiler Kanunumuz hep bu temel doğruyu gerçekleştirmeye yönelik olacaktır. Başka ne yapıyor iktidar, artık bazı kurumların davranışları da iktidarın hoşuna gidecek şekilde bir rota tutturmaya başlamıştır. Artık bunu iktidar yapmadı şu kurum yaptı deme ihtiyacınıda duymaz olduk hiç duydunuz mu, şehit haberlerini veren televizyonlara 750 bin liraya kadar para cezası verilecek kararı alındı. Böyle bir ülke olur mu, eğer bu ülkede yaşayan insanlar canlarını, tekrarı mümkün olmayan hayatlarını, ülkesi adına veriyor, hayatını kaybediyorsa,  şehit oluyorsa bununla ilgili haberleri televizyonda veremeyeceksiniz anılmayacak. Bu millet bilmeyecek, kendi huzuru için kimin hayatını kaybettiğini  neden çünkü terörle ilgili haberler ekranlara yansıdığı zaman hükümet bu işten rahatsız oluyor. Çünkü Başbakan kendisi gelmeden önce bu ülkede terör yoktu tek bir çatışma haberi alınmıyordu, tek bir şehit haberi duyulmuyordu.

Terör Başbakanın gelişi ile birlikte tırmanmaya başlamıştır ve artmıştır. Kış sezonunda iklim şartları nedeniyle olaylar biraz durulsa bile daha sonra tekrar baharla birlikte hep artmıştır. Artık vatandaş Başbakanla terörü birlikte hatırlıyor. Terör dediğiniz zaman vatandaşın aklına Başbakan geliyor, Başbakanı  hatırladığı zaman terörü de birlikte hatırlıyor. Niye, daha önce terör yoktu, Başbakanla birlikte terör her geçen gün artığı için can almaya devam ettiği için bundan da rahatsızlık duyuyor. Başbakan ve de televizyonlar terör hadiseleri ile ilgili haberleri vermeyecek, neden çünkü Türkiye'de demokrasi var çünkü Türkiye'de hukuk devleti var Dünya'nın neresinde böyle bir demokrasi böyle bir hukuk devleti olur. Çağdaş Dünya'nın demokrasisi ile hukuk devletiyle bizdeki demokrasi ve hukuk devleti neden bu kadar çok  farklıdır. Bu kadar fark olabilir mi, bu kadar çok fark varsa bizdekine hukuk devleti veya  demokrasi denebilir mi, olanı biteni tekrar tekrar düşünmek zorundayız. Bu ülke adına sorumluluklarımızı her an yeniden yaşamak ve hissetmek zorundayız. Birileri yanmaz, tutuşmazsa doğrular inşa edilmez, doğru bir sözü kim söylerse söylesin ben tekrar ederim. Hani derler ya "sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa" nasıl çıkar.

Değerli arkadaşlar, sorun sadece demokrasi hukuk devleti sorunu değil. Sorun sadece yönetim sorunu, iktidar sorunu da değil, maalesef dünya ekonomisi yeniden yapılandırılıyor ve uluslar arası sermayenin taleplerini, ekonomi politikası haline dönüştüren bir iktidar bugün iş başındadır. Tüm ekonomik sorunların dertlerin sebebi de budur. Onun için diyorum ki Tayyip Erdoğan'ın uyguladığı ekonomi politikaları, uluslararası sermayenin talepleridir. Uluslar arası sermaye onun için çok kazanıyor. Mutlak Türkiye'de ki kazanç sahibi uluslar arası sermayedir. Ve de yandaşlardır onun dışındaki vatandaş perişandır.

2 gün önce TBMM'de 2011 yılının bütçesi bakan tarafından sunuldu. Komisyonda ve bütçe müzakereleri Aralık ayının sonuna kadar devam edecek önümüze gelen bütçeye bakıyoruz. 5'te 1'i  açık, 5'te 1'i de faiz ödemelerine gidiyor. Bir önceki yılın, yani şu içinde bulunduğumuz 2010 yılının bütçesine bakıyoruz. 297 milyar gider var, 252 milyar gelir var, 44 milyar açık var, 50 milyarda faiz ödeyecek. Türkiye geçen senenin bütçesinde, ne vardı geçen senenin bütçesinde 53 milyar açık yani katrilyon eski hesapla, 53 milyar açık 53 milyarda faiz var dikkat ediyor musunuz. Geçen sene, bu sene ve önümüzdeki sene bu iktidarın yıllık ödediği faiz miktarı 50 milyar, 50 katrilyon hani IMF'ye borcu başbakanın 6 milyar dolara düştüydü. Borcun 6 milyar dolarda her sene bu 50 milyar 50 katrilyon  faizi nasıl ödüyorsun. Hesabını ver önce sayın Başbakan, senin yaptığın hesaplarda bir yanlışlık var veya vatandaşı yanıltmayı siyaset sayıyorsun. Onun için diyoruz ki şu borcunun tamamını bir dökte,  vatandaş görsün borç stokun da 2007 sonundan bu güne kadar 2,5 yılda 120 katrilyon artış hiçbir Cumhuriyet hükümeti döneminde borç stoku bu kadar artmamıştır. Bu kadar borç para aldın da üstelik bakanlarında öğünüyor. 10 yıl vadeli borçlandık diye yani doğmayan çocukların elde etmediği gelirlere el koyduk demek istiyor. Nasıl oluyor bu, nasıl bir devlet idaresi topladığınız vergiler yetmiyor demek ki yandaş taleplerini karşılamaya, bir de geleceği borçlandırmak için çaba harcıyorsunuz.  

Geçmişin birikimlerini satarak sağladıklarınız da ayrı bir hesap peki bu kadar geliri topluyorsunuz 5'te 1'ini faize veriyorsunuz, 5'te 1'i bütçenin açık, memura ne verdiniz enflasyon oranında diyorlar. Bir taraftan da öğünüyorlar 2010 yılında müthiş bir büyüme sergiliyor Ekonomi  diye %6.8 büyüyecekmiş.  Emekliye, memura niye bu büyümeyi hiç maaş artışı sırasında dikkate almıyorsunuz. Maaş artışlarının 1-enflasyon, 2- büyüme oranı dikkate alınarak yapılması  lazım. Niye hiç aklınıza gelmiyor tam aksine bakın memura bu enflasyon oranında % 4 maaş artışı var. Ama bir artış daha var memura onu da zikretmezsek olmaz. Biz dedik ki hükümetin doğrusuna doğru diyeceğiz, eğrisine eğri diyeceğiz bazı kalemleri saklarsak olmaz memurların fazla mesailerine 10 kuruş zam yapılmış.

 Mesai ücretlerine yaptığı iktidarın, Başbakanın yaptığı bu 10 kuruşluk zam çok önemlidir. Eğer onu burada zikretmeden geçersem haksızlık yapmış oluruz. Onun için biz bu haksızlığı yapmayız. 50 katrilyon yıllık faiz ödeyecek memurun mesaisine de 10 kuruşluk zam yapacak. İşte hükümetin hali bu emekliler, emeklilerin durumu tam bir felaket bütçe nedeniyle günlerce başbakan açıklama yapacak,  emeklinin maaşında artış var herkes dedi ki herhalde bu, açlık sınırının altında ki maaş devri bitiyor. Bu kadar çok  ilan edildiğine göre, Başbakanda ağzından açıklama yapacağına göre artık açlık sınırının altındaki maaşlar tarihe gömülecek galiba denildi. Grup konuşmasını yaparken tüm emekliler Türkiye de televizyon başlarına geçtiler izlerken bide duydular ki Başbakan bir şeyler söylüyor anlaşılmaz bir şeyler de değil 60 liradan aşağı olmamak kaydıyla %4 zam var dedi. Emekliye böyle bir şey olur mu günlerdir vereceğin 60 lirayı mı vatandaşın başına kakıyordun onun için diyorum ki bu ülkede, bu iktidarın ekonomi politikalarıyla memurunda yüzü gülmez, emeklinin de yüzü gülmez, asgari ücretlinin de yüzü gülmez, çiftçinin, sanayicinin, esnafının da yüzü gülmez ve gülmüyor.

Dün ihracat rakamları vardı, dış ticaret rakamları, dış ticaret, ithalat, ihracat deyince aklınıza ne gelir. O hükümet işleri toparladı. Kardeşim bu memlekette bir ihracat artışı var ki sorma herkesin aklında bu var, niye bu var.Çünkü Başbakanı  mutlu etmek için çaba harcayan basın bir kere %50'si sermaye yapısı itibariyle de Başbakana yakın kişilerden oluşuyor. Tabi TRT'nin sahibi de Devlet olduğuna göre tüm kanalları ile TRT'yi de Başbakanın yanında sayacaksınız. Öbür pek çok kanalların sahipleri de başbakanın yakınları olduğu için %50'yi geçti. Sermaye yapısı itibari ile Başbakan gece gündüz, Başbakanı mutlu etmek  için çaba harcıyorlar ve diyorlar ki: Aman Türkiye de ihracat patladı ihracat artıyor ne kadar artıyor %12 artıyor. Müjde haberleri dinlerken gazeteleri okurken ihracat artıyor. Türkiye'nin potansiyeli gelişti artık işsizlik diye bir derdimiz olmaz galiba diye düşünmeye başlıyor herkes ama bakıyor ki rakamlara Ocak- Eylül arasında ihracat %12 artmış, ithalat %30 artmış, %29.8,   9 ayda yani ihracat 1 artıyor, ithalat 3 artıyor. Bunun anlamı ne kendi ürettiğimizi üretirken kendi işsizimize iş bularak çarkları döndürerek ortaya çıkarttığımız ürünü ihracat etmiyoruz dışarıdan bol ithalat yapıyoruz yaptığımız ithalatın bir kısmını da dışarıya satıyoruz. Onada hükümet diyor ki ihracat buna ihracat denmez bu ihracat rakamlarının hiç biri ihracat rakamı değil dışarıdan aldığını dışarıya satmak demektir. Yine eksik söyledim dışarıdan aldığınızın veya ithal ettiğinizin bir kısmını dışarıya satıyorsunuz bu sattığınız kısmına ihracat diyorsunuz böyle bir alışveriş ancak Nasrettin Hoca'nın tanımladığı bir alışveriştir. Nasrettin Hoca pazara gitmiş 2 dinara aldığı malları 1 dinara satıyor veya 2 akçeye aldığı malları 1 akçeye satıyor. Ya hoca ne yapıyorsun zarar edersin, iflas edersin dediklerinde yok diyor, dostlar alışverişte görsün. İhracat artıyor diyebilmen için burada çatır çatır üretiyor ve  ürettiğimizi pazarlıyoruz Dünya'nın 4 bir yanına dışarıdan aldığınızdan daha fazla mal satıyoruz  diyebilmen  lazım, diye biliyor musun, diye biliyor musun bu ülkenin ihracatı, ithalatından fazladır. Diyebiliyormusun,  diyemiyormusun, diyemezsin çünkü bütçede, bütçe konuşmasında bakan açıklamış 2010 yılında dış ticaret açığı 66 milyar dolar olacak diye 2011 yılında da dış ticaret açığı 72 milyar dolar olacak diye alenen kendi ağzıyla açıklamış. Bir iktidar var yani ithalatımız, ihracatımızdan 72 milyar dolar daha fazla olacak diyor. Nitekim sırf son açıklanan rakam, dünkü Eylül de ihracat 5 kat artıyor ithalat 25 kat artıyor. Türk sanayisinin rekabet gücünü bu iktidar elinde nasıl kaybettiğini başbakanın bu ülkenin rekabet gücünü nasıl tahrip ettiğini en iyi bu rakamlar gösterir. O demokrasiyle insan haklarıyla baskıyla sindirmeyle ilgili konular varya hepsi bu sonuçları ortaya çıkaran politikaların parçasıdır. Onun için işsizlik Türkiye'de ki işsizlik Dünya'nın en yüksek işsizliğidir. Onun için Türkiye kötü yönetilmektedir. Onun için Türkiye'nin en temel sorunu, en büyük derdi, sıkıntısı yönetim sorunudur, siyasettir, iktidar anlayışıdır. Türkiye'nin en büyük derdi ve sıkıntısı, Türkiye Partisine düşen görevde bu iktidar  anlayışına ve siyaset biçimini değiştirmek için sonuna kadar mücadele etmektir.

Mücadeleniz ve yolunuz açık olsun diyorum. Bu 2. İstişare Toplantımız tekrar Partimize, Ülkemize Milletimize, İnsanlığa hayırlı olsun diyorum ve hepinize saygılarımı sevgilerimi sunuyorum.

 

 

                                                                                                                                  Abdüllatif ŞENER

                                                                                                                       Türkiye Partisi Genel Başkanı

 

 

                                                              

Son 10 basın açıklaması
Türkiye Partisi Turan Güneş Bulvarı No: 72 / 4 Çankaya, Ankara, T: (312) 440 72 04, bilgi@turkiyepartisi.org.tr İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. © 2010 Türkiye Partisi
Web Tasarım