Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, Ankara İl Gençlik Kolları Danışma Meclisi Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Rusya ve son olarak Japonya ile yapılan nükleer santral anlaşmalarının Yüce Divan'lık olduğunu belirterek günü ve saati geldiğinde hükümetin bunların hesabını vermek zorunda kalacağını söyledi. Abdüllatif Şener'in konuşması şöyle:
Kendi ürettiği sorunlarla ülkesini ve insanını yoran bir siyaset yalnız ve yalnız Türkiye'de vardır. İşte onun için Türkiye'de siyasetin yenilenmesine ihtiyaç vardır. İşte onun için şu mevcut siyaset tarzının ortadan kaldırılmasına ve yeni bir siyaset tarzının inşa edilmesine ihtiyaç vardır. Sürekli sorun üreten, bu sorunları çözme yükümlülüğü altında bulunan, kurumlar arasındaki güveni tahrip eden, yok eden ve sistemin çözüm üretme yeteneğini tasfiye eden bir siyaset çarkı sürekli dönmektedir.
Bu sabah aldığımız haberde bildiğiniz gibi Japonya'da bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, uçağındaki bir arıza nedeniyle Çin'e zorunlu iniş yapmıştır. Olayın bir kazaya dönüşmemiş olmasından memnuniyetimizi ifade ederiz. Ancak özellikle Japonya'da Sayın Bakanın ifadesiyle beklediğinin çok üzerinde ilgi gördüğünü ifade etmesi Sayın Bakanın analize muhtaç bir noktadır. 20 milyar dolar civarında bir enerji anlaşmasıyla protokolü imzalayarak Türkiye'ye dönmekte olan Sayın Bakan, bu 20 milyar dolarlık nükleer enerji projesini Japonlara vermiş olmaktan dolayı beklediğinden daha büyük bir ilgi ve alaka görmüş olmasına hayret ediyor. Biz de Sayın Bakanın bu hayretine hayret etmekten başka bir çare bulamıyoruz. Konuştuğunuz rakam, pazarlığını yaptığınız rakam nükleer enerjiyle bağlantılı değer 20 milyar dolar. Bir ülkeye gidiyorsunuz, bize nükleer bir santral kurun, bunun bedeli değeri 20 milyar dolar diyorsunuz, tüm protokolleri hazırlayıp imza atıyorsunuz ve tüm Japonlar bize çok büyük ilgi gösterdiler, umduğumdan beklediğimden büyük bir ilgiydi diye hayret ediyorsunuz. Bu işlerin nasıl döndüğünü bilmiyorsanız o koltukta niye oturuyorsunuz?
Enerji bu ülkenin en temel sorunudur. En temel problemidir. Türkiye enerji sorununu çözemediği sürece küresel rekabette başarılı olması mümkün değildir. Türkiye'de mevcut enerji politikalarında iki temel sorun vardır. Bir, Türkiye enerjide dışa bağımlıdır. İki, Türkiye'de enerji pahalıdır. Tüm petrol ve türevlerini yurtdışından ithal ederseniz, bu ülkede ürettiğiniz elektriğin bile yüzde 50'si doğal gaza dayalı santrallerde üretilirse, ithalata dayalı olarak üretim yaparsa enerjinin niçin dışa bağımlı olduğunu hemen fark edersiniz. Bu bir sorundur, bu temel bir sorundur, Türkiye'nin bunu mutlak surette aşması gerekmektedir.
Hükümet 20 milyar dolara abone oldu.
Daha temel bir başka sorunsa, Türkiye'de enerjinin pahalı oluşudur. Pek çok yabancı ülkede, Mısır'da, Mısır'da, Türkmenistan'da, Orta Asya'da sanayi 2-3 cent'e, bilemediniz 4 cent'e sanayi elektrik kullanırken Türkiye'de 11 cent'e kullanıyorsa sanayi elektriği nasıl rekabet edeceksiniz? Ürettiğiniz ürünler onların ürettiklerinden nasıl daha ucuz olacak da siz yerküre üzerinde dünya piyasalarında kalite ve fiyat açısından yabancı mallarla rekabet edebilir duruma getirebileceksiniz. Bu pahalı enerji Türkiye'nin en önemli sorunudur. Onun için bu ülkede enerji politikalarının topyekün gözden geçirilmesi lazım.
Hükümet sanki bu sorunu gideriyormuşçasına daha önce Mersin-Akkuyu'da inşa edilecek nükleer santral ile ilgili olarak Ruslarla bir anlaşma yaptı, şimdi ikincisi için Japonlarla anlaşma yapıyor. Bunun bedeli 20 milyar dolar, Akkuyu'da Ruslarla yapılan anlaşmadaki nükleer santralin bedeli de yine 20 milyar dolar. Hükümet nükleer enerjide 20 milyar dolara abone olmuşa benziyor.
İnşaatın yapıcıları Ruslar veya Japonlar olması fark etmiyor. Üstelik Akkuyu inşaatıyla ilgili yapılan açıklamalarda KDV hariç elektriğin 12.35 cent'e malolacağı ifade edilmişti. Buna KDV de eklerseniz 15 cent. Siz nükleer enerjiye geçiyoruz, yeni nükleer santraller kuruyoruz diyorsunuz ama bu ülkedeki pahalı enerjiyi daha pahalı hale getiriyorsunuz. Dışa bağımlı enerjiyi daha da dışa bağımlı hale getiriyorsunuz. Nitekim Mersin Akkuyu'da inşa edilecek nükleer santralde yüzde 100 yabancı sermayeli bir Rus şirketi kurulacak ve bu şirket üstlenecek işi. Böyle bir alışveriş olmaz, ülke böyle yönetilmez. Bu yönetim tarzı sakat bir yönetim tarzıdır.
Onun için sözlerime sorunları üreten düşünce biçimiyle sorunlar çözülemez diye başladım. Yeni sorunlar üretir sorun üreten düşünce biçimi. Evet enerji bu ülkede en önemli sorunlardan biridir. Dışa bağımlı ve pahalı olduğu için sorundur. Ekonominin sırtında kamburdur. Bu yapıyı dönüştürmek ve değiştirmek gereklidir. Mevcut iktidar nükleer enerjiye geçiyoruz diyor. Acaba sorunları aşmada bir adım mı atıyor diye bakıyorsunuz, sorunları ağırlaştırmaktan başka hiçbir işe yaramayacak süreçler başlatılıyor. Niye bu kadar pahalı? Dünyada daha ucuz olduğu halde bu ülkede bu enerji neden bu kadar pahalı? Sorun üreten zihniyet, sorun üreten düşünce biçimi, sorun üreten siyaset biçimi ülkeyi bu hale getirmiştir. Bu işlerin, 20 dolar alış verişlerin yolsuzluktan arınmış, temiz, düzgün ülke menfaatleri gözetilerek yapılmış işler olduğunu düşünebiliyor musunuz?
Tüm bu işler Yüce Divan'lık
Yolsuzluktan arınmış olsa, dürüst ve namusluca kararlar verilmiş olsa ülkenin ihtiyaçları gözetilerek adımlar atılmış olsa, daha temel atılmadan burada üretilecek enerjinin maliyeti 15 cent olacaktır diye ilan edilmezdi. Dünyada 15 cent'e nerde elektrik var, nerde? 15 cent'e üreteceğiniz elektrikle tüketicinin refah seviyesini de düşürürsünüz, üreticinin rekabet gücünü de düşürürsünüz. İnsanınızın mutluluğunu ortadan kaldırmak, refah seviyesini ortadan kaldırmak için, sanayicinin rekabet gücünü ortadan kaldırmak için, tasfiye etmek için bu pahalı anlaşmaları yabancılarla niçin yapar bir hükümet? Niçin, niçin? Tüm bu işlemler Yüce Divan'lıktır. Günü geldiğinde, saati geldiğinde bunların hesabını vermek zorundadır.
Onun için başbakan, iktidar partisi ve onun peşine takılan bazı partilerin siyaset tarzı mevcut sorunları çoğaltma düzeyini resmetmektedir. Bu düzey, sorunları çözmez, ağırlaştırır. Onun için Türkiye'nin, Türkiye Partisi'nin iktidarına ve siyaseti yenilemeye ihtiyacı vardır.
Cumhuriyet tarihinin en rencide edici olayı Mavi Marmara
Bakın bugünkü bir başka konu, biliyorsunuz 31 Mayıs'ta Gazze'ye insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisi Gazze açıklarında uluslar arası sularda saldırıya uğradı. Bu saldırı sonrasında, 9 vatandaşımız hayatını kaybetti. Çok sayıda vatandaşımız yaralandı. Dünya televizyonlarının gözleri önünde 600 vatandaşının eline İsrailliler kelepçeyi taktılar ve esir muamelesi yaptılar. Üzerinde Türk bayrağı asılan gemilerse el konularak limana çekildi. Cumhuriyet kurulduğundan bugüne kadar bu milletin onurunu bundan daha fazla rencide edecek hiçbir olayın vuku bulduğunu düşünmüyorum. Mavi Marmara'nın başına gelenler, o gemideki vatandaşlarımızın başına gelenler milli onurumuzu Cumhuriyet'in kurulduğu tarihten bu güne kadar en fazla kıran hadise olmuştur. Ama başbakan yüksek perdeden bir iki kelam etmiştir. Bu ülkenin yazarları çizerleri de köşelerinde, televizyonlarında iktidar partisinin oyları arttı diye yorum yapmışlardır.
Allah aşkına dünyanın neresinde bir Başbakan kendi sivil gemisini bastırttıracak, onunla ilgili gerekli güvenlik önlemlerini almayacak, gerekli girişimlerde bulunmayacak, vatandaşlarını katlettirecek, çok sayıda vatandaşının yaralanmasına, 600 vatandaşının esir muamelesi görmesine yol açacak, sonra da bu olay neticesinde o başbakanın partisinin oyu artacak. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir mantık olmaz. Ama Türkiye'de siyasal iktidarın her yaptığı yanlışı rasyonelleştirmeye çalışan, mantıklı hale getirmeye çalışan ve her yanlışına bir felsefi kılıf geçirmeye çalışan sömürge aydınları var. Yaptıkları yorumlarla, değerlendirmelerle sürekli yanlışları rasyonelleştirmeye ve pirim toplamasına çaba harcıyor. Medya ve sivil toplum kuruluşları böyle.
Başbakan'a ve siyasal iktidara özgü bu düşünce biçimi, Mavi Marmara gemisinde olduğu gibi sorun üretmeye, sorunları çoğaltmaya bu ülkenin onurunu kırmaya yol açacak niteliktedir. Ne yaptın o günden bu güne? 31 Mayıs'tan bu güne kadar İsrail'in bu Mavi Marmara baskınından bu güne kadar 7 ay geçti. Bu milletin kırılan onurunu tamir etmek için misilleme niteliğinde ne yaptın? Başbakan'a ve hükümete bunu soruyoruz. Hiçbir şey yapılmış değil.
Başbakan'ın paçaları titremeye başladı
Efendim arada bir özür dileyecekler, tazminat ödeyecekler. Özür dilese ve tazminat ödese kurtarabilir mi? Durumun vahametini tamir edebilir mi, düzeltebilir mi, hayır. Üstelik öbür tarafütan açıklama geliyor, tazminat yok, özür yok. Buna rağmen Wikileaks belgeleri piyasaya yayıldı, daha 8 bin belgeden 30'u ortaya çıktı, Başbakan'ın paçaları titremeye başladı. Hemen İsrail ile arayı düzeltelim. Haydarpaşa Garı cayır cayır yanarken aynı günlerde İsrail'deki yangına söndürme araçlarını, uçaklarını gönderdi. Arkasından Netenyahu ile telefon görüşmesi başladı. Netenyahu'nun temsilcisiyle Sayın Başbakan'ın temsilcisi iki kez görüşme yaptılar. Bugünlerde de Dışişleri Bakanı açıklama yapıyor, İsrail ile barışmaya çalışıyoruz diyor. Arayı düzeltmeye çalışıyoruz diyor. O zaman hükümete şunu sorma hakkımız vardır: O yalandan yaptığınız ağız dalaşları, kuru gürültüler diplomaside mesafe almak için miydi? Türkiye'nin uluslar arası camiada onurunu, itibarını artırmak için miydi? Yoksa Türkiye'nin sırtına tüm maliyetleri yükleyip, içeride kamuoyunu aldatmaya mı yönelikti? Hangisiydi? Vatandaşı aldatarak dış siyaset olmaz.
Kendi vatandaşlarınızı öldürteceksiniz, Başbakan olarak hükümet olarak güvenlik tedbirlerini almayacaksınız, yaralanmasına yol açacaksınız, esir muamelesi görmesine yol açacaksınız. Gemilerinize el koyacaklar, tüm dünya televizyonları bunu nakledecekler, bu milletin onurunu hiçbir dönemde olmadığı şekilde kıracaksın, rencide edeceksin, sonra da iki belge piyasaya çıktı, bunun arkasından kişisel olarak zor günler yaşama ihtimalim var, o halde arayı düzelteyim diye gülücükler dağıtmaya başlayacaksın. Bu devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz. Bu zihniyet sürekli sorun üretir. Asla bu zihniyetin seviyesiyle bu ülkede tek bir sorun çözülmez.
Demokratik açılım kin ve nefret duygularını kabarttı.
Bir başka konu günlerdir tartışılan, demokratik açılımın geldiği nokta. İki yılı aşkın süre geçti. Başbakan önce Kürt açılımı dedi. Arkasından vazgeçti, değiştirdi, demokratik açılım dedi. Ne olduğu belli olmayan, atılacak adımları planlamamış, içindekiler kısmını oluşturmamış bir boş bombayı ortaya attı. O günden bugüne kadar geçen hadiselere bakıyoruz, sadece sorun üretilmiştir. Kavramlar üzerinden kavga yapılmak suretiyle sadece ve sadece bu ülkede kin ve nefret duyguları çoğaltılmıştır. Vatandaşlarımız arasında ayrışma derinleştirilmiştir. Kaygılar ve endişeler çoğaltılmıştır. Bu mantıkla, bu düşünce düzeyiyle değil bir ülke bir köy bile idare edilemez. Onun için devletin başında oturdu diye bir insan orayı yönetecek bilgiyi ve düzeyi de yakaladı anlamına gelmiyor. Sürekli sorun üreten, sürekli kargaşayı çoğaltan, algılamaları bozan, ülkenin geleceği ile ilgili endişeleri büyüten bir siyaset, ülkenin sırtına yüktür.
Bir kişinin aklı hiçbir şeyi düzeltmeye yetmez. Ayaküstü duydukları ile iş yapmaya kalkan, kulağına fısıldananlarla memleketi idare etmeye çalışan, bazen rüyasında gördükleriyle amel etmeye çalışan bir siyasi zihniyetin bu ülkenin geleceğini sağlıklı bir şekilde oluşturması ve ülkeyi doğru yönetmesi mümkün değildir. Bugün Türkiye'de izlediğimiz manzara budur zaten.
Dünyanın en başarısız hükümeti
İktidar başarılı mı, mevcut iktidar? Şu andaki işsizlik, 2001 krizinden de yüksektir, 1994 krizinden de yüksektir. Geçen seneki ve bu seneki işsizlik, Cumhuriyet tarihi boyunca işsizlik rakamlarının hesaplandığı günden bugüne kadar ülkenin yaşadığı en büyük işsizliktir.
Şu anda Türkiye'deki işsizlik dünyanın en yüksek işsizliklerinden biridir. Hatta gerçekçi hesap edildiği taktirde, işgücüne katılım oranını hesapladığınız taktirde, iş bulmaktan umudunu kestiği için artık iş aramayanları hesaba kattığınız taktirde, Türkiye'deki işsizlik dünyadaki en yüksek işsizliktir. Dolayısıyla mevcut Başbakan işsizlikten sorumlu olan kişidir, mevcut hükümet işsizlikten sorumlu olan kurumdur. Dünyanın en başarısız Başbakanı ve dünyanın en başarısız hükümetidir.
Abdüllatif ŞENER
TÜRKİYE PARTİSİ GENEL BAŞKANI