Sayın Genel Başkan Yardımcılarımız, Merkez Karar Yönetim Kurulu üyelerimiz, Merkez Disiplin Kurulu Üyelerimiz, Kadın ve Gençlik Kolları Genel Başkanlarımız, Değerli İl Başkanlarımız. 7. İl Başkanları Toplantımıza hoş geldiniz.
Bugün siyasetin gündemini ve ülkemizin içinde bulunduğu durumu değerlendireceğiz. Halkın gündeminde açlık var, yoksulluk var, geçim sıkıntısı var, işsizlik var. Siyasetin gündeminde ise anayasa paketi var. İktidar partisi, 23 maddelik bir anayasa değişiklik paketi hazırlamıştır. Bu pakette ayrıca 3 geçici madde bulunmaktadır. Siyasi partilerini esaslarını düzenleyen 69. Madde ile milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen 84. Maddede, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşunu, üyelerin görev ve yetkileri ile çalışma ve yargılama usulünü düzenleyen 146 – 149. Maddelerle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu düzenleyen 159. Maddede değişiklik yapılmaktadır. Yargı ile ilgili diğer değişiklikler ise askeri ve sivil yargı ilişkisi Geçici 15. Maddedir. Anayasa değişiklik paketinde öngörülen diğer değişiklikler ise, başta Temel Haklar ve Ödevler olmak üzere diğer değişikliklerdir.
İktidar, 3 yıldır kavga çıkardığı ''sivil anayasa''dan vazgeçmiştir. Madem vazgeçecektin, belli aralıklarla, aklına geldikçe ihtiyaç duydukça niçin kavga ediyordun? Niçin yeni bir sivil anayasayı ortada bıraktın?
Bu 23 maddelik paketin doğru bulduğumuz maddeleri vardır. Eksik bulduğumuz maddeleri vardır. Yanlış bulduğumuz maddeleri de vardır. Bu paket, dar bir kadro tarafından hazırlanmıştır. Bilim adamlarıyla, muteber hukukçularla, sivil toplum kuruluşlarıyla, muhalefetle paylaşılarak hazırlanmamıştır. Hatta iktidar milletvekillerinin büyük çoğunluğunun (kahir ekseriyetinin) görüşüne başvurma ihtiyacı bile duyulmamıştır.
Siyasi partilere ve sivil toplum kuruluşlarına ziyaretler ise, tam anlamıyla bir tiyatrodan ibarettir. 'İşte paket! Kabul ederseniz. Etmezseniz etmeyin' üslubu içerisindedir. Bu saygılı bir davranış değildir. Saygıdan en uzak davranışı ise iktidar kendi grubuna (milletvekillerine) karşı göstermiştir. Onların görüşünü alma ihtiyacı bile duymamıştır, 'tartışmadan destekleyin' tavrı sergilemiştir.
Türkiye Partisi'ni ziyaret etmemesini ise önemsemiyoruz. Çünkü kendi grubuna, milletvekillerine bile saygılı davranmayan iktidarın, devlet protokollerine, adap ve edebine uymaması sadece kendisini tanımlar. Anayasalar uzlaşma metinleridir. Azınlık haklarını koruması, çağdaş demokratik değerlerin, hukuk devleti ilkelerinin garanti altına alınması 'ben yapıyorum, siz beğenseniz de beğenmeseniz de fark etmez' mantığı ile Anayasa değiştirerek gerçekleştirilmez. Usul sakatsa, esas da sakattır. Yani usulde hata esası da sakatlar. Anayasalar uzlaşma metinleridir. Bu paket ise bir kavga paketidir. Üç yıldır iktidar kavga çıkarmaya, muhalefet de kavgaya girmeye can atmakta, tüm kavga konuları sonuçlanmadan ortada kalmakta, halk ise dertleriyle baş başa kalmaktadır.
Pakette, Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısı 11’den 19’a , Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye sayısı 7’den 21’e çıkarılırken de, 'senden yana olan üyeler mi, benden yana olan üyeler mi çoğunlukta olacak' mantığını ve kavgasını yaşıyoruz. 'Senden ya da benden yana yargı' olur mu? Kurumlar birbirinden yana olursa, kim haktan adaletten yana olacak? Her gün hakkı gasp edilen halkın hakkı ne olacak? Halk 'bu ülkede yargı var, adalet var, benim hakkımı kimse gasp edemez' inancına ve güvencesine nasıl kavuşacak? Bir ülkede yandaş yargı varsa, bir ülkede iktidar da muhalefet de yandaş yargı arıyorsa, o ülkede hukuk devleti ayaklar altındadır, çağdaş demokratik değerler sefalete mahkum edilmiş demektir. Böyle bir ülkede iktidarın da muhalefetin de Anayasa değişikliği teklif hakkı yoktur.
Bu Anayasa paketi, ülkenin ihtiyaçlarından hareketle değil, siyasi iktidarın kendi ihtiyaçlarından hareketle hazırlanmıştır. Sadece siyasi partilerin uyacakları esaslarla ilgili 69’uncu maddedeki değişiklik bile bunu açık seçik göstermektedir. Peşinen şunu söylemek isterim: Türkiye Partisi olarak biz, parti kapatmalara karşıyız. Türkiye’nin partiler mezarlığına dönüşmesine karşıyız. Ancak, yapılacak düzenlemelerin sırıtmasına, soyut ve genel hükümler içermek yerine somut ve özel bazı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde sürdürülmesine de karşıyız.
Pakette, siyasi partilerin mali denetimi, mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespitinin Anayasa Mahkemesi'nce değil, Sayıştay tarafından yapılacağı belirtiliyor. Niçin? Deniz Feneri bağlantısının iktidar partisi açısından muhtemel bir kapatma davası gerekçesine dönüşmesini engellemek için. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin bir davanın açılabilmesi, grubu bulunan partilerden 5’er üyenin oluşturacağı komisyonun iznine bağlanıyor. Böyle bir ucube madde sadece ihtiyacı olanın aklına gelebilir. Böyle bir madde dünyanın neresinde var? Bu yasalaşırsa, grubu bulunmayan partileri sizin elinizden kim kurtaracak? Adalet ve hakkaniyet bunun neresinde? ''Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler kapatma gerekçesi olmasın''deniliyor. Güzel, olmasın! Ama bu yetmiyor. ''İdarenin eylem ve işlemleri, yani bakanların ve başbakanın eylem ve işlemleri kapatma nedeni olmasın'' deniliyor. Güzel, bu da olmasın! Peki de, geride ne kaldı? Dolana dolana özel ihtiyaçları Anayasa metni haline çevirmenin anlamı ne? Bir de deniliyor ki, ''beyan ve eylemleriyle partisini kapattıran milletvekillerinin milletvekili düşmesin, devam etsin''. İyi de, Başbakan yıllardır, defalarca, ''sebep olan milletvekillerinin milletvekilliği düşsün, ama parti kapatılmasın'' derken, neden aniden görüş değiştirmiştir? Neden yıllarca söylediğinin tersini yasalaştırmaya çalışıyor?
Değerli Arkadaşlar! Özel ve konjonktürel ihtiyaca dayalı olarak üç sayfa uzunluğundaki iki Anayasa maddesine ilginç ayrıntılar içeren yamalar tutuşturmanın anlamı nedir? Bu Anayasa tekniğine, Anayasa’nın ruhuna, Anayasa’nın mantığına nasıl uyar?
Özet olarak manzara şudur: Mevcut Anayasa Paketi üzerinde yapılan kavgalar, yıllardır süren siyasi kavgaların, köşe kapma yarışının bir parçası haline dönüşmüştür. Bu kavgalar, ülke çıkarlarını siyasi çıkarlar için feda eden siyasetçilerin manzaralarıdır. Son üç yıldır bu kavgalar yüzünden halk sahipsiz kalmıştır. Siyaset kendi dertleriyle halkı yormaktadır. Halkımızın kendi yorgunluğu yetmezmiş gibi, siyasetin yükünü de çekecek hali kalmamıştır. İşsizimiz sahipsizdir. İşçimiz, memurumuz, emeklilerimiz, esnafımız, çiftçimiz sahipsizdir. Sanayicimiz sahipsizdir. Yeter artık. Kendi dertlerinizle halkı yormaktan vazgeçin.
İktidar partisini uyarıyoruz. Bu güzel ülkemizi ne hale getirdiğinizi görün. Dünya Ekonomisi yeniden yapılanıyor. Türk ekonomisini üretim yapamaz, dünyayla rekabet edemez, işsizine iş bulamaz, bol ithalat yapan, kendi insanına değil yabancılara çalışan bir ülke haline getirdiniz. İçeride kavga ediyor, Ermenistan, Kıbrıs, Açılım, ekonomi politikalarında dışarıda işbirliği arayışlarını bıkıp usanmadan sabırla sürdürüyorsunuz. İçeride ayrışmayı, kaygıları ve endişeleri sürekli artırıyorsunuz. İçeride işbirliğini sağlayamayan bir iktidar, işbirliğini dışarıda arayarak, ülkede barışı, huzuru, refahı sağlayamaz. Bu kavgalar, siyasi rantların su yüzüne çıkmasını gizleyebilir, işinizi kolaylaştırabilir. Ancak bu güzel ülkeyi, bu güzel ülkenin insanlarını yiyip bitirmektedir. Kendinize gelin!
Türkiye Partisi olarak muhalefete de söyleyeceklerimiz var; Her kavgaya atlamayın. Siyaseti kin ve nefreti derinleştirmenin aracı haline dönüştürmeyin. Siyasette, eleştirinin, kavga etmek olmadığını bilin. Yargı mensuplarımıza da sorumluluklar düşmektedir. Milletimizin adalet arayışı , refah arayışının her zaman önünde olmuştur. Bu ulvi hasletinizi korumayı temel ilke edinin. Hiçbir kimse ve kesim üzerinde yandaşlık duygusu oluşturmayın. Oluşturmayın ki, kimse sizi paylaşma yarışına girmesin. Hiçbir parti, hiçbir kesim ve hiçbir kimse yargıyı kendi kırbacı haline getirebileceğini düşünmesin.
Türkiye Partisi olarak görüşümüz şudur: Bu kavga ortamı yüzünden sivil bir anayasa hazırlanamamıştır. Bu ülkenin yılları siyasi kavgalar yüzünden heba edilmiştir. Bu paket bu kapsamıyla kavgayı devam ettirecek, kurumlar arası güven bunalımını derinleştirecektir. Bunun yaraları uzun yıllar devam edecektir. Normalleşmeyi geciktirecektir. Önce güven ortamı tesis edilmelidir. Bu arada siyasi partiler bir araya gelmeli, daha az maddeden oluşan ortak bir Anayasa Değişikliği Paketi hazırlamalıdır. Hazırlanacak ortak pakette şu üç husus yer almalıdır:
a) Uzun ayrıntılardan uzak, sade ve net bir şekilde siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılmalıdır.
b) Başta sendikal haklar olmak üzere, temel haklar ve ödevlerle ilgili gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
c) Anayasa’nın 65.maddesindeki ''Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir'' ifadesi, Anayasa’dan çıkarılmalıdır.
Bu maddeye dayanarak tüm iktidarlar, sosyal ve ekonomik olarak Anayasa'da belirtilen görevlerini yerine getirmemektedir. Anayasa diyor ki; 'Bu ülke insanı insanca yaşamalıdır, devlet bunun için şu görevlerini yerine getirmelidir'. Bu madde de diyor ki; 'Diğer maddelerde saydım ama, para yoksa hiçbirini yapamayabilirsin'. Paranın olup olmadığına kim karar veriyor. Temel insan hakları söz konusuyken (eğitim hakkı, çalışma hakkı, ücrette adalet hakkı, sağlık hakkı, çevre, konut hakkı, gençliğin korunması hakkı, sosyal güvenlik hakkı söz konusuyken) 'para yoktur, hepsi sözde kalır' demek, insaf değildir. Doğru değildir.
İşte son örneği ortada; Bir vatandaşımız, Ankara 5. İş Mahkemesi'nde dava açıyor. ''Emekliyim, 645 TL maaş alıyorum. Bugün aynı gösterge, aynı gün prim sayısı ile emekli olarak 900 TL'nin üzerinde maaş alıyor. Anayasa'nın eşitlik ilkesinden yararlanmak hakkımdır'' diyor. Mahkeme, on gün önce dosyanın Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesine karar veriyor. Sosyal Güvenlikten sorumlu Bakan, ''Bunun maliyeti 8 milyonu bulur'' diyor. Adeta 'Anayasa'nın 65. maddesi var, para meselesi hak meselesinden önce gelir' demek istiyor. Böyle bir devlet düzeni olamaz.
Evet, bu üç hususu düzenleyen yeni ortak bir paket hazırlanmalı ve Meclisten mutabakatla geçirilmelidir. İktidara düşen görev, ülke çapında bir seferberlik ilan edip köklü bir ekonomik reform paketi hazırlanmasıdır. Üniversite hocaları, kamu kurumlarındaki binlerce uzman, iş dünyası heyecanla harekete geçmelidir. Dünya ekonomisi yeniden yapılanırken Türk ekonomisinin nasıl yapılanması gerektiğine karar verip, yeni bir ekonomik program hazırlamalıdır. Oluşturulacak yeni program, yabancılara çalışan, dışarıyı mutlu eden değil, kendi insanımızın refahını arttırmaya çalışan bir program olmalıdır.
İktidar ve muhalefete düşen görev ise, sağlam bir adalet ve yargı reform paketi hazırlamaktır. Yargı reformu, yargı mensupları kimden yana olacak arayışı değildir. Bu ülkenin her vatandaşı ''Bu topraklar üzerinde kimse benim hakkımı gasp edemez. Bu ülkede mahkemeler var, hakkımı alırım'' diyebildiği gün gerçekleşmiş olacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. Ülkemizin yarınları aydınlık, insanları mutlu olsun.