Türkiye Partisi 13. Olağan İl Başkanları Toplantısı Genel Başkanımız Abdüllatif ŞENER'in konuşması.
Önümüzde seçimler var. Muhtemelen 12 Haziran günü yapılacak olan seçimlere çok fazla bir şey kalmamıştır. 3.5 ay süre sonra Türkiye'de yaşayan 50 milyon vatandaşımız, seçmenimiz sandıkların başına geçecekler ve Türkiye hakkındaki kararlarını ortaya koyacaklardır. Biz demokrasiye inanan, sonuna kadar güvenen, sivilleşmeden ve demokrasiden yana tavır koyan, sivilleşme ve demokratik mekanizmaların güçlenmesi için caba harcayan bir siyasi partiyiz. Bu bakımdan her seçim sonucunun mantıklı olduğunu düşünürüz. Her seçim sonucunun rasyonel olduğuna inanırız. Halkın asla hata yapmayacağını düşünürüz. Bu bakımdan önümüzdeki seçimler de milli iradenin ortaya çıkacağı, halkımızın yeni bir dönemi başlatacağı seçimler olacaktır.
Yaşar Okuyan'dan siyaset ve kararlılık konuşması
Bu seçimlerin ülkemiz için hayırlı olmasını dilerken, en büyük rolün Türkiye Partisi'ne ve Türkiye Partililere düştüğünü bilmemiz gerekiyor. Bu bilinç ve anlayış içinde il başkanları toplantımızı yapıyoruz. Seçimlere nasıl ve hangi hazırlıklarla girmemiz gerektiğini burada, bugün birlikte müzakere edeceğiz. Benim basına açık bu konuşmamdan sonra eski bakanlarımızdan Yaşar Okuyan bey, siyaset ve siyasi kararlılık hakkında düşüncelerini anlatacaklardır. Seçim takvimi ile ilgili seçim işleriyle ilgili genel başkan yardımcımız bilgi vereceklerdir. Türkiye Partisi'nin seçimlere etkin girebilmesi için ve seçimlerden etkin çıkabilmesi için ne yapmak gerektiğiyle ilgili görüşlerini alıp, bir anlamda bir ön karar oluşturma çabası içerisinde olacağız.
Türkiye kötü adamların kuşatması altında
İçerde ve dışarıda önemli gelişmeler var. Türkiye'de ve bölgemizde olup bitenleri değerlendirdiğimiz taktirde, tüm bunları özetleyeceğimiz tek bir cümle vardır, o da şudur: Maalesef Türkiye bugün kötü adamların kuşatması altındadır. Maalesef bu kötü adamlar da küresel güçlerin işbirlikçileridir. Bugünkü basına açık bu grup konuşmamın özeti aslına bakarsanız budur.
Daha birkaç gün önce bir gazeteci, sabahın köründe saat 5'te emniyete götürüldü. Türkiye bunu konuşuyor mu? Türkiye bunu tartışıyor mu? İl başkanlarımın bundan haberi var mı? Türkiye'de diğer köşe yazarları, gazeteciler, basın mensupları, televizyonlar, internet siteleri bangır bangır bir gazeteci, bir köşe yazarı sabahın 5'inde emniyete niçin götürülmüştür, bunun anlamı nedir diye sorguluyor mu? Duydunuz mu böyle bir şey işittiniz mi? Eğer ilgili yazar bunu köşesinde yazmasaydı ben de işitmeyecektim, haberleşmeyecekti.
Ahmet Hakan'a yapılan taciz atışı
Birkaç gün önce Ahmet Hakan, Ankara'da Tarafsız Bölge programından sonra geç saat, İstanbul'da oturduğu için kalacağı otele geçiyor ve sabahın köründe, 5'te güvenlik görevlileri geliyor, kapısını çalıyor ve seni götürmeye geldik diyorlar. Götürüyorlar. Karakola götürüyorlar, sorgulamak için. Konu ne, konu vaktiyle Cem Uzan tarafından kendisi hakkında açılmış bir dava. O davayla ilgili ifadesini zaten yıllar önce vermiş, dava bitmiş ve beraat etmiş. Kapanmış bir davayı bahane ederek saat 5'te bir gazeteci, bir köşe yazarı, zaman zaman iktidarın, Başbakan'ın hoşlanmadığı yazıları yazan bir köşe yazarı karakola götürülüyorsa, orada bir süre derdest ediliyorsa ve gerekçe, artık gerekçe olmaktan çıkmışsa, kapanmış bir davayla ilgiliyse, "durum anlaşılmıştır, gidebilirsiniz" diye sonunda olay bağlanmışsa değerli arkadaşlarım bu ne anlama gelir? Türkiye'de olup bitenlere hangi anlamı yüklememiz gerekir? Açıkça bu bir taciz atışıdır. Açıkça bu yıldırma politikalarının bir parçasıdır. Bu, basın özgürlüğüne bir saldırıdır. Türkiye'yi mevcut iktidarın taşeronluğunda, küresel güçlerle işbirliği halinde yapılandırma sürecinin alışıldık manzaralarından biridir.
Türkiye'de iktidarı eleştirmek suç olmuştur
Daha bir süre önce de hepinizin bildiği gibi Oda Tv ile ilgili olaylar ortaya çıktı. Türkiye'de iktidarı eleştirmek suç olmuştur. Ama bilesiniz ki iktidarı eleştirememek suçtur. Hiçbir demokratik ülkede, iktidar eleştirilemeyen bir yapı değildir. Demokrasinin varlığının en büyük göstergesi, iktidarı rahatsız olacağı derecede eleştirebilen sivil toplum kuruluşlarının, medyanın, aydınların varlığıdır. Bu yoksa o ülkede demokrasi yoktur, demokrasinin standardı düşmüştür, demokrasi yerlerde sürünüyor demektir.
Oda Tv ile ilgili gelişmelerin sebebi ne? Bir takım gerekçeler peşine eklenmiş olabilir. Ama herkesin bildiği bir gerçek var o da şudur: Biliyorsunuz Wikileaks'ta Türkiye ile ilgili 8 binin üzerinde belge var. Bu belgelerin 30 tanesi yayınlanmıştı. Oda Tv'de bu belgelerin tamamı derlenmek suretiyle kitaplaştırılması çalışması vardı. Bazı kasetler, bilgiler yayınlanmakta idi ki, bu şu anda Türkiye'de hakim olup küresel güçlerle işbirliği yapanların Türkiye'yi yapılandırmaya yönelik kurguladıkları senaryoya aykırı manzaralar teşkil ediyordu.
Ne oluyor, bu ülkede ne bitiyor, neler dönüyor? Bunu düşünen her beynin sorgulaması lazım. Düşüncenin önündeki engelleri demokratik bakabilen, ülkenin geleceğinin özgür, aydınlık ve iç dinamiklerle yönetilir hale gelmesini arzulayan herkesin istemesi lazım, mücadelesini vermesi lazımdır. Bu olmadan olmaz. Onun için Türkiye Partisi olarak diyoruz ki, bize sağına soluna bakıp, sağında solunda kim var diyen insan lazım değil. Sağına, soluna bakmadan "ben de varım" diyen insanlar lazım.
İşte Kuzey Afrika'da, Ortadoğu ülkelerinde olup biten olaylar, meydana gelen gelişmeler. Bu gelişmelere uzaktan zahiren baktığınızda bir yorum yaparsınız. Dersiniz ki bu ülkelerde baskı rejimleri vardır. Diktatörlük veya benzeri yönetimler vardır. Dünyada gıda fiyatları yükselmiştir, bu bölgelerde de yükselmiştir. Genç nüfus fazladır, buna dayalı olarak bu bölgedeki yönetimlere karşı tepkiler ortaya çıkmıştır. Bu şekilde yorumlayabilirsiniz, uzaktan bakabilirsiniz. Ama iç dinamikler neyi zorlamış olursa olsun, gelişmeler fotoğraf olarak yalın gözlere neyi sergiliyor olursa olsun, bilesiniz ki ne Kuzey Afrika'da ne de Ortadoğu'da olup biten olaylar küresel güçlerin ilgisinden uzak değildir. Onların ilgilenmediği, sadece seyrettiği hadiseler değildir.
İç dinamiklere bağlı bazı yorumlar yapabilirsiniz. Ama yapacağınız bütün yorumlara rağmen, küresel güçlerin ilgisinden uzak, onların beklentilerinden uzak veya sonuç itibariyle onların yönlendirmelerinden uzak gelişmelerin olduğunu düşünmek mümkün değildir. O halde tüm bu olup bitenler ne anlama geliyor, bunu nasıl yorumlamak lazım? Bakın değerli arkadaşlar, Kuzey Afrika veya Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen olayları incelediğinizde, tartışmaların daha çok Türkiye ekseninde cereyan ettiğini görürsünüz. Örneğin son Libya olaylarıyla ilgili olarak, "Türkiye üzerine düşeni yaptı mı yapmadı mı, doğru açıklamalarda bulundu mu bulunmadı mı" tartışmaları vardır. Biz Türkiye'de devlet ricalinin Libya'da on binlerce Türk vatandaşı varken sert açıklamalar yapmalarını beklemiyoruz. Çünkü oradaki vatandaşlarımızın can güvenliğiyle ilgili sorunlar vardır.
Libya süreci doğru idare edilmedi.
Ama şunu da herkesin bilmesi gerekir ki, Türkiye Libya'daki süreci doğru idare etmemiştir. Bakın bazı ülkeler, Ortadoğu ülkelerinde olaylar meydana gelmeye başladığı andan itibaren kendi vatandaşlarını uyarmışlardır. Avusturya,
Libya'daki vatandaşlarını tek tek SMS veya diğer iletişim vasıtalarıyla aramak suretiyle olaylar çıkarsa kimlerle temas kuracaklarını, nerede bulunmaları, ne yapmaları gerektiğini kendilerine bildirmiştir. Libya'daki Türk vatandaşları, "Libya'da olaylar çıkarsa bizim ne yapmamız gerekiyor, Libya güvenli bir ülke midir, nasıl davranmamız lazım?" diye hükümete sormuşlardır, Dışişleri'nden bilgi almışlardır. Hükümetin Libya'daki vatandaşlara verdiği cevap şudur: Libya güvenli bir ülkedir, bir istikrarsızlık görüntüsü yoktur, emniyet içerisindesiniz. Bunu Dışişleri'nin Libya Büyükelçiliği sitesinde de yayınlamıştır, Başbakanlığın müşavirlikler sitesinde de yayınlamıştır. İkinci sitedeki bilgi düne kadar halen mevcuttu, bugün kaldırmadılarsa. Bu kadar basiretsizlik, bu kadar kendi insanının can güvenliği konusunda ne yapması gerektiğini bilmeyen bir bürokratik yapı, bir hükümet yapısı, bir iktidar etme anlayışı dünyanın neresinde var Allah aşkına?
Hükümet neyi gizlerse gizlesin fanilası görünüyor
Bir taraftan sert açıklamalar yapılmadığı için oradaki vatandaşlarımızın can güvenliği dikkate alındığından söz edenler, diğer taraftan bakıyorsunuz ABD ile telefon diplomasisi kuruyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Başbakan ile Obama arasındaki telefon görüşmelerinde Libya'ya müdahale de dahil bazı senaryolar üzerinde konuştukları anlaşılıyor. Hemen hükümetimiz bunu tekzip ediyor. İyi güzel de şu olayların başladığı günden itibaren Başbakan-Obama görüşmesi dört kez tekrar etmiştir. Dört kez ne konuşuyorsunuz? Sürekli insani yardım mı konuşuyorsunuz? Konuştuklarınız ortaya çıkınca neden farklı açıklama yapma ihtiyacı duyuyorsunuz, neyi gizliyorsunuz?
Ama bilesiniz ki bu hükümet neyi gizlerse gizlesin, fanilası görünmektedir. Kendisi açıklamadı mı Başbakan, BOP'un, Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanı olduğunu. 31 kez kendi ağzından telafuz etmiştir. Bu ne demektir? Bu demektir ki, küresel güçlerle ve İsrail güvenliği ile bağlantılı olarak Ortadoğu'da cereyan eden hadiselerde işbirliği halindedir. Bir ülkenin Başbakan "Ben BOP'un eş başkanıyım" diye açıklamışsa bunun anlamı şudur: Küresel güçlerle ve İsrail bağlantılı gelişmelerle ilişki içindeyim, aynı saftayım, aynı ittifak zincirinin içindeyim demektedir. Bunun başka bir anlamı yok. Olan biten hadiselere baktığınızda bunu görüyorsunuz.
Küresel güçlerle işbirliği yapmayan ve yıpranmış yönetimler değişiyor
Meydana gelen olaylar iki şeyi gösteriyor: Bir, İran ve Libya'da olduğu gibi küresel güçlerin kurguladığı çıkar dengelerine uygun tarzda olmayan yönetimleri değiştirmeye yönelik girişimler var. İkincisi ise işbaşında diktatörlerin olduğu, demokratik kurumların kuralların yerleşmediği, ama on yıllardır küresel güçlerle işbirliği halinde bölgeyi yöneten ve bugün yıpranmış olan, yeni senaryoları taşıyamayacak olan yönetimleri değiştirmek suretiyle, yeni süreci taşıyabilecek yıpranmamış yönetimleri işbaşına getirme çabaları vardır. Bunun dışında nasıl izliyorsunuz Ortadoğu'da Kuzey Afrika'da olanları. Başka bir şey yok. Ya küresel güçlerle işbirliği yapmayanlar değiştirilmeye çalışılıyor, ya da işbirliği yaptığı halde halkın değerleriyle çatışma halinde olan yıpranmış, artık yeni süreçleri taşıyamayacak olan yönetimler değiştirilmeye çalışılıyor.
Türkiye'de küresel güçlerle işbirliği içinde olanlar iş başında
Öyle çok da demokratik gelişmeler yok. Mısır'a bakıyorsunuz, bir diktatör gitti, geldi onun yerine askeri rejim. Bunun demokratik gelişmeyle izah edilecek bir tarafı yok. Türkiye'de de benzer şeyler oluyor. Küresel güçlerin bölgedeki senaryolarına uygun düşmeyen tarzları zaman zaman nükseden ama halkın değerleriyle bağdaşmamış ulusal güçler tasfiye ediliyor. Bunun yerine, küresel güçlerle işbirliği halinde bölgenin bütün kaynaklarını ve geleceğini o güçlerin arzularına göre şekillendirmeye hazır, küresel sermayenin, uluslar arası sermayenin bir formülü olarak ortaya çıkmış ama halkın değerleriyle zıtlaşmayan, süreci daha risksiz ve etkili şekilde yönetecek olanlar bugün iş başındadır. Bu manzarayı görmek, anlamak, Türkiye'nin nereye gittiğini çözmek zorundayız.
Mısır'da olaylar var, Tunus'ta olaylar var, Libya'da olaylar var, Yemen'de olaylar var, diğer ülkelerde olaylar var. Türkiye'de olaylar yok mu arkadaşlar? Doğu'dan Batı'ya Türkiye'de de var. Sanki Ortadoğu, Kuzey Afrika kaynıyor da, ülkemiz sükûnet içinde mi diyeceğiz? Türkiye her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliği konusunda, bütünlüğü konusunda endişelerin ve kaygıların hakim olduğu bir dönemi yaşamaktadır. Bunun sebebi, küresel güçlerle işbirliği halinde, halkın değerleriyle daha bağdaşık ama üzerinden her türlü senaryoyu, hem ülkemiz hakkında, hem de bölge hakkında uygulattıkları isimlerin ve aktörlerin iş başında oluşudur.
Başbakan'ın kükreyişleri bile işbirliğidir
Zaman zaman ortaya çıkan horoz dövüşlerini işin esası zannetmeyin. Aaa, bakın kükredi. Kim kükredi? Başbakan kükredi. Demek ki bu söylediğiniz küresel güçlerle işbirliği halinde değil, kavga halinde diyenler olabilir. Bu kükreyişler halkın algılamasını saptırmaya yönelik bu görüntüleri bile işbirliği halinde ortaya çıkarıyorlar. Olup biteni vatandaş anlamasın, halk sezinlemesin. Türkiye'nin nereye gittiğini, bölgenin bir yerlere gidişinde BOP eş başkanın rolünün ne olduğunu kimse keşfetmesin, anlamasın, görmesin bunu sağlamak için de ne yapmak lazım, bu güçlerle bu merkezlerle arada bir yalandan da olsa ağız dalaşı yapmak lazım. Aaa, şunu dediydi olur mu böyle bir şey dedirttirmek vatandaşa.
Mavi Marmara'ya rağmen İsrail'e ihaleleri ve ödenekleri takır takır vermeye devam ediyor
Bu çok afaki bir yaklaşım gibi gelebilir size, ama öyle değil. Bakın anlayabiliyor musunuz, Mavi Marmara gemisi basıldığı zaman, 9 tane vatandaşımızı katletti İsrail askerleri. Çok sayıda vatandaşımızı yaraladı, 600 vatandaşımızın eline kelepçeyi taktı, dünya televizyonlarının önünde esir muamelesi yaptı. Üzerinde Türk bayrağı olan gemileri el konulmuş gemiler olarak limana çekti. Günlerce bu manzara dünya televizyonlarında ve Türkiye'de izlendi. Sonunda hükümet ne yaptı, Başbakan ne yaptı? Vatandaşlarımız oraya giderken güvenliğinden sorumlu olan Başbakan ve iktidar, hangi tedbiri almıştı? Hiçbir tedbir almadı. Olaylar sonrasında ne yaptı? Hükümet sadece özür dilemeleri lazım, tazminat ödemeleri lazım demekten başka hiçbir şey yapmamıştır. Halen işbirliğine devam etmektedir. Büyük ihaleleri vermeye, ödenekleri takır takır aktarmaya devam etmektedir İsrailli işadamlarına. Sonra özür dilese ne olacak, tazminat ödese ne olacak? Düzeltecek mi? 90 yıldır bu ülkenin milli onuru ve haysiyeti bu gemi baskını kadar asla kırılmamıştır. Bunun ötesinde olup bitenlerin hepsi kuru gürültüdür. Halkın iradesine ve bilgilenmesine saldıran görüntülerdir. Hiçbir değeri yoktur. Değeri olan şey olup bitenlerdir.
Kamu gücü sopa haline dönüştü
Buna rağmen bu gemi baskını olayı Başbakan'ın, hükümetin puanını yükseltmiş, bütün medya bunu yazdı. Nasıl oluyor ya! Bir iktidar, bir başbakan 90 yıldır bu ülkenin hiç maruz kalmadığı haysiyet kırıcı bir olayın müsebbibi olacak, mimarı olacak, sonra da kredisi artacak, oyu artacak. Böyle bir şey düşünebiliyor musunuz? Kim kuruyor bu senaryoları, kim icat ediyor, kim tezgahlıyor? Yaptıkları her yanlışı gece gündüz rasyonelleştirmeye çalışan bir medya ordusu. Gece gündüz yağ çekerek, iltifatlarla kamuoyu algısını, vatandaşların düşüncesini değiştirmeye çalışan sivil toplum kuruluşları. Muhalif düşünceleri yaymak ve üretmek görevi olan tüm sivil toplum, iktidarın yanlışlarının anlaşılmamasını sağlamak için. Özgür olması gereken basın, iktidarın yanlışlarının anlaşılmaz hale gelmesi için gece gündüz, 24 saat yüzlerce kanalla yarış içerisinde. Kamu gücü bir sopa haline dönüşmüştür.
Anlatacağım olayla Türkiye'nin zangır zangır titremesi lazım
Tüm bu olup bitenler yeni bir dönemde küresel güçlerin bölge ihtiyaçlarına uygun, kendi ihtiyaçlarına uygun bölgedeki yapılandırmayı sağlamak için ortaya çıkarılmış bir sonuçtur. Yaşadığımız tüm gelişmeler bunun ifadesidir. Hepsi. Olmaz mı diyenlere bir anımı basının da huzurunda anlatacağım. Bakın benim bu anlatacağım olaydan sonra bir ay Türkiye'nin zangır zangır titremesi lazım. Televizyonların, gazetelerin, internet sitelerinin gece gündüz bu olayı yayınlaması lazım. Bundan beş sene önce olsaydı, bir ay değil aylarca gündemden düşmezdi. Şimdi anlatıyorum:
Bakın, Meşal'in Türkiye'ye gelişi ne zamandı? 2003. Kimdir Meşal? Hamas'ın lideri. Hamas'ın Lideri Meşal'i hükümet Türkiye'ye davet etti. Meşal de bir Türkiye ziyaretine karar verdi. O dönemde basın, bugünkü basın değildi. Bir yaygaradır başladı: "Hamas'ın askeri kanat liderini Türkiye davet ediyor, İsrail bunu terörist olarak ilan etti. Bu Türkiye'ye gelirse Türkiye Amerika Birleşik Devletleri ilişkisi bozulacak, Türkiye İsrail ilişkileri bozulacak. Bu hükümet bu davetle Türkiye'yi zor bir duruma düşürecek. Türkiye'nin menfaatleri ihlal olacak. Çok büyük olaylar olacak, Türkiye bunun altından kalkamaz" diye gece gündüz yayın yaptılar.
Hamas Lideri Meşal İsrail ile mutabakat halinde davet edildi
Tabi bu yayınlar bakanları da etkilediği için Başbakan Bakanlar Kurulu'nda Dışişleri Bakanı'na dedi ki şu Meşal'in gelişini bir anlat bakalım: Ne dinledik biliyor musunuz o gün Bakanlar Kurulu'nda? Denildi ki, Biz Meşal'in gelişi konusunda İsrail ile görüştük. İsrail bu işten memnun. Çünkü Filistin'de iktidarda Hamas var. Bu şahıs da Hamas'ın güçlü isimlerinden biridir. İsrail bunları terörist olarak ilan ettiği için kendisi temas kuramıyor. Ancak bizim Hamas'la temasta olmamız ve sonra bu temaslara bağlantılı olarak İsrail'in bir takım taleplerinin üzerimizden o tarafa iletilmesi, İrsail'in de menfaatlerine uygun düşmektedir. Bu nedenle İsrail ile mutabakat halinde Meşal'i Türkiye'ye davet ettik."
Verilen bilgi bu. Bu bilgiye rağmen, yine de günlerce basın, "vay bu terörist Türkiye'ye geldi, Türkiye'nin İsrail ve Amerika'yla arası bozulacak, kötü şeyler olacak" diye bas bas bağırıyordu o günlerde, gazeteleri tarayın. Bu ziyaretler yapıldı, yapıldı ama o arada ne oldu biliyor musunuz? O arada İsrail Büyükelçisi bir açıklama yaptı. Meşal ziyaretini eleştiren, hükümetin bu konuda yanlış yaptığını söyleyen bir açıklaması oldu. Buna bir anlam yükleyebiliyor musunuz?
Abdüllatif ŞENER
Türkiye Partisi Genel Başkanı