Ana sayfam yap | Sık kullanılanlara ekle| E-Yönetim
Türkiye Partisi
Büyüme Oranları Ve Siyasi Gelişmeler İle İlgili Basın Toplantısı
Basın açıklaması tarihi: 31/03/2011

 

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif ŞENER, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, ekonomik büyüme rakamlarını yorumladı. ŞENER'in açıklaması şöyle:

Değerli basın mensupları, saygıdeğer davetliler, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye'nin gündeminde bugün ve bu hafta içerisinde önemli gelişmeler yer almıştır. Daha çok siyasi ve hukuki gelişmelerle örülü gündem maddeleri, bugün TÜİK tarafından açıklanmasıyla kısmen de olsa ekonomiye kaymış durumdadır. Bugün yapılan açıklamayla, 2010 yılının son çeyreğinde ekonominin 9.2 büyüdüğü, dolayısıyla 2010 yılı büyüme rakamının 8.9 olduğu açıklanmıştır. Büyüme ekonomideki en önemli göstergelerden biridir. Ekonomi ise siyasi iktidarların neyi yaptıklarını, neyi yapmadıklarını veya neyi eksik yaptıklarını gösteren en önemli ölçülerdendir. Özellikle önümüzde bir genel milletvekili seçiminin var olması, seçim sonuçlarının büyük ölçüde iktidarlarının ekonomik performansından etkilenmesi bizim bugün Türk ekonomisini ve içinde bulunduğu durumu değerlendirmemizi gerektirmiştir. O açıdan basın toplantımız, ağırlıklı olarak mevcut hükümetin ekonomik politikalarına ve özellikle ekonomik büyümeye odaklı olarak yapılacaktır.

Basın yayın organlarının bugün açıklanan büyüme rakamlarıyla bağlantılı olarak yaptıkları, yapacakları yayınlara baktığımızda, ekonomide önemli bir gelişmenin var olduğu izlenimine düşebilirsiniz. Ancak peşin olarak şunu vurgulamak isterim ki, bugün açıklanan büyüme rakamları da hükümetin 2007 yılından bugüne kadar izlemiş olduğu ekonomik politikalar da mevcut hükümetin başarısızlığını göstermektedir. Bakın ekonomi 8.9 büyüdü, 2010 yılında. Hangi yıla göre? 2009 yılına göre. Yapılan yayınlar ve başarı göstergesi gibi anlatılmaya çalışılanlar bundan ibarettir. Ancak rakamları irdelediğimizde, analiz etmeye başladığımızda, aslında bir başarının değil, mutlak surette bir başarısızlığın var olduğunu görüyoruz.

2010 yılı verileri, 2009 verilerine göre olumlu gibi görülmekle birlikte 2008 verileriyle karşılaştırıldığında bir ekonomik büyümeden söz edemeyiz, aksine bir ekonomik küçülmeden söz edebiliriz. Öyle bir iktidar iş başındadır ki, öyle bir Başbakan hükümet koltuğundadır ki, iki yıl öncesine göre ekonomiyi küçültmüştür.

Bugün yapılan açıklamalara göre, 2010 yılında Milli Gelir 736 milyar dolar olmuştur. Milli Gelir dediğimiz şey, o ülkede yaşayan insanların bir yılda elde ettikleri gelirdir kabaca ifade edecek olursak; veya ülkemizde bir yılda yapılan üretimin toplam değeridir. Ekonomik büyüme dediğimiz şey de bir önceki yıla göre bu gelirin ne kadar arttığını gösteren rakamdır. Evet 2010 yılında milli gelir 736 milyar dolar olmuştur, ancak 2008 yılında milli gelir 742 milyar dolardır. 2008 yılındaki 742 milyar dolar olan milli geliri, gayri safi milli hasılayı 736 milyar dolara düşüren, yani ekonomiyi küçülten bir iktidar vardır. Bu karamlar başarıyı değil, mutlak surette başarısızlığı gösterir.

TÜİK'in bugün yapmış olduğu açıklamalara baktığımızda, kişi başına milli gelirin de 10 bin 79 dolar olduğu ifade edilmiştir. Kişi başına milli gelir arttı, 10 bin 79 dolar açıklaması yapılmakla birlikte, iki yıl önceki yani 2008'deki kişi başına milli gelire baktığımızda bu rakamın 10 bin 285 dolar olduğunu görüyoruz. Yani  2008 yılındaki kişi başına 10 bin 285 dolar olan milli gelirin 2010 yılında 10 bin 79 dolara düştüğünü görüyoruz. Hükümetin izlemiş olduğu ekonomik politikalar, kendi rakamlarına göre mevcut iktidarın hazırlayıp kamuoyuna sunduğu rakamlara göre, ekonomik gidişin iyi olmadığını göstermektedir. Toplam gayri safi milli hasılanın düştüğünü, kişi başına milli gelirin azaldığını ve ekonominin küçüldüğünü göstermektedir.

Bu bakımdan ekonominin performansıyla ilgili söylenenler, ifade edilenler, haber programında yayınlanacak olanlar veya değişik ekonomist kimliği ile televizyonlarda yorum yapanlar, gazetelerde köşe yazılarında ekonominin performansını değerlendirenler ne söylerse söylesinler, mevcut iktidarın ekonomi politikaları başarısızlığı göstermektedir. Ekonominin büyüdüğünü değil küçüldüğünü göstermektedir. Kişi başına milli gelirin arttığını değil, iki yıl öncesine göre azaldığını göstermektedir.

Ancak ülkemizde basın özgürlüğünün olmayışı, kamu gücünün siyasi maksatlarla kullanılmakta oluşu, sürekli şekilde Başbakanı ve hükümeti, kabine üyelerini mutlu etmeye yönelik yorumların ve değerlendirmelerin basını tamamıyla kapatmasına yol açmaktadır. Bu tablo, bu durum, halkın doğrudan bilgilenme hakkının gasp edildiği bir Türkiye'nin varlığını göstermektedir. Vatandaşlar nasıl yönetildiklerini öğrenmek isterler. Bu ülkede yaşayan vatandaşlar, olup bitenlerin ne anlama geldiğini bilmek ister, doğruyu ve gerçekleri öğrenmek ister. Halkın doğru bilgilenme hakkını gözetecek ve sağlayacak olan da medyadır. Ancak maalesef bugün Türkiye'de halkın doğru bilgilenme hakkı gerçekleşmemektedir. Bu hakkın sağlanması için medyanın gerekli çabayı gösterdiğini tespit edememekteyiz.

Özet itibariyle söylemek gerekirse, bugün ekonomik verilerin en önemlilerinden biri olan 2010 yılı büyüme oranları açıklanmıştır. 2010 yılına ait kişi başına milli gelir rakamı açıklanmıştır. Bu açıklanan rakamlara yalın bir surette baktığınızda ekonomik performansın iyi olduğu izlenimine kapılabilirsiniz. Ekonominin büyüdüğünü, kişi başına milli gelirin arttığını düşünebilirsiniz. Ama gerçekte rakamlar böyle değildir. 2010 yılı gayri safi milli hasıla rakamı 2008 yılına göre düşmüştür. Yani ekonomi küçülmüştür. 2010 yılına ait kişi başına milli gelir, 2008 yılına göre azalmıştır. Yani bu ülkede yaşayan vatandaşlarımız 2008 yılına göre yoksullaşmışlardır. 2008 yılında 10 bin 285 dolar olan kişi başına milli gelir 2010 yılında 10 bin 79 dolara düşmek suretiyle vatandaşlarımız yoksullaşmıştır.

Kendi halkını yoksullaştıran bir Başbakan vardır, kendi halkını yoksullaştıran bir hükümet vardır ve gece gündüz uygulanan ekonomi politikaları, bu ülkede yaşayan insanlar için değil, yandaşlar ve yandaşların işbirlikçisi olan yabancılar için çalışmaktadır. Sürekli hatırlanması için söylediğim bir söz var. Bu ülkede en çok parayı kim kazanıyor diye sorun, cevabını aldığınız zaman bu ülkede kimin ekonomisinin büyüdüğünü, kimin ekonomisinin küçüldüğünü tespit edersiniz. En çok parayı bu ülkede, bu mevcut iktidarın iş başında bulunduğu dönemde kimler kazınmıştır, kimler kazanmaktadır. En büyük parayı kazanan iki kesim vardır. Bir, iktidarla işbirliği halinde olan yandaşlar kazanmaktadır. İkincisi ise, bu yandaşların işbirliği içinde olduğu yabancılar kazanmaktadır.

Bir ülke düşünün, en fazla parayı iktidarla işbirliği halinde olan, dirsek temasında olan yandaşlar kazanıyorsa, en büyük parayı ikinci bir kesim olarak bu yandaşlarla işbirliği içinde olan yabancılar kazanıyorsa, o ülkede ekonominin kim için kurgulandığını, iktidarın ekonomiyi kimler için yönettiğini tespit etmek kolaydır. Ama ekonomi büyüyor, yüzde 8'lik büyümeler var dediğiniz zaman, büyüyen ekonominin bu iki kesime ait olduğunu düşünmek gerekir.

Halkın ekonomisi ne durumdadır? Halkın ekonomisinin ne durumda olduğunu tespit edebilmek için, büyüdüğünü mü küçüldüğünü mü görebilmek için, bu ülkede yaşayan insanların durumunu tespit etmek gerekir. Bu ülkede yaşayan insanların durumuna da baktığınızda, önemli bir kesimi işsizdir. İşsizler bu ülkenin insanlarıdır. Önemli bir kesimi esnaftır, bu ülkede yaşayan esnaf vardır, asgari ücretliler vardır. Bu ülkede yaşayan memurlar, emekliler, çiftçiler, köylüler vardır. Bu insanların durumuna baktığınızda, ekonominin büyüdüğünü mü küçüldüğünü mü hemen doğru fotoğrafla tespit edebilirsiniz.

İşsizlere bakın, işsizlere baktığınız zaman şunu görürsünüz: 60. Erdoğan hükümeti döneminde ortaya çıkan işsizlik Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizliğidir. 2001 krizinden de yüksektir, 1994 krizinden de yüksektir. Neden 60. Erdoğan hükümeti diyorum, çünkü 60. Erdoğan hükümeti 2007 seçimlerinden sonra kurulmuştur. Bir iktidar, önümüzde seçimler varsa, o seçimlerde, geçtiğimiz seçimlerden yapılacak seçimlere kadar olan dönemin hesabını vermek zorundadır. Bir önceki dönemle geçmişteki seçimler arasındaki dönemin hesabı zaten verilmiştir, onun oyunu almıştır. Şimdi önümüzdeki seçimlerde 2007'den sonraki dönemde ne olup bittiğinin hesabını verecektir.

Ne olup bittiğinin hesabını görmeye başlarsak açıkça şunu görürüz: 2007 seçimlerinden sonra kurulan 60.  Erdoğan Hükümeti, 1980'den bu güne kadarki en başarısız iki hükümetten biridir. Büyüme oranı en düşük iki hükümetten biridir. Son 30 yılın en başarısız iki hükümetinden biridir. Önceki hükümetin başarısızlığını da 1999 yılındaki Marmara depremi ve 2001 krizi ile bağlantılı olarak değerlendiriyoruz. Bunu bir tarafa bırakacak olursanız, son 30 yılın ekonomik büyüme rakamları açısından en başarısız hükümeti, 2007 seçimlerinden sonra kurulan 60. Erdoğan hükümetidir.

Çünkü, 60. Erdoğan hükümetinin yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 2'nin altındadır. Elimde 1980'den bu yana kadarki hükümetlerin listesi var. 1980 ve 1983 yılı arasındaki Ulusu hükümetinden Özal, Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Erbakan, Ecevit hükümetlerine varıncaya kadar bütün hükümetlerin karnesi var. Burada her hükümetin büyüme oranlarını çıkardım, yıllık ortalama hangi oranda bir büyüme ortaya çıkmış diye. 1999 Marmara depremi ile 2001 krizinin isabet ettiği Ecevit hükümetini bir yana bırakacak olursak, son 30 yılın en düşük büyüme oranını ortaya çıkaran, son 30 yılın en başarısız hükümeti, 60. Erdoğan hükümeti olarak karşımıza çıkmaktadır. 2007 seçimlerinden bugüne kadarki yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 2'nin altındadır. Böyle bir performans düşüklüğü başka hiçbir hükümette olmamıştır.

İşsizlik rakamlarına baktığınızda yine Cumhuriyet tarihinin işsizlik oranı en yüksek hükümetidir 60. Erdoğan hükümeti. Bu da bir başarısızlığın ifadesidir. Ama diğer gelir gruplarının durumuna baktığınızda da aynı tabloyu görürsünüz.

Ekonomik büyüme var mı yok mu? Esnaf arkadaşlarımız tezgahlarına baksınlar. Tezgahlarına baktıkları zaman, tezgahın dönme hızına baktıkları zaman Türkiye'de ekonomik büyüme var mı yok mu anlarlar. Hükümetin açıklamış olduğu büyüme rakamı yandaşların ve onların onların işbirlikçisi olan yandaşların ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü gösterir. Esnafın ve çiftçinin ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü göstermez. Esnaf ekonomisin ne kadar büyüdüğünü görmek için tezgahına bakacak. Çiftçilerimiz de köylülerimiz de ekonominin büyüdüğünü küçüldüğünü görmek için tarlasına bakacak, ahırındaki ineklere, koyunlara bakacak. Durumu ne, haline baktığı zaman ekonominin büyüdüğünü küçüldüğünü anlar. Daha doğrusu ekonomisinin küçüldüğünü anlar. Bu iktidar döneminde, 60. Erdoğan hükümeti döneminde tarım bitmiştir, pamuk üretimi, tütün üretimi bitmiştir Türkiye'de. Tatlandırıcı ithalatı yüzünden pancar üreticisi perişandır, hububat üretimi bile sürdürülemez hale gelmiştir. Fındık tarlaları sökülüyor, çay üreticisi kaygılıdır. 60. Erdoğan hükümeti döneminde bu ülke dışarıdan et ithal etmeye başlamıştır. Canlı hayvan ithalatı olmasaydı kesecek kurban bulamayacaktı bu ülkenin insanları. İlk kez ülkede tarım ürünleri ithalatı, tarım ürünleri ihracatını geçmiştir. 60. Erdoğan hükümetinin tarım politikasının fotoğrafı budur.

Sadece esnaf ve çiftçi değil, asgari ücretli, bu ülkenin emeklileri açlık sınırının altında maaş almaktadır. Bu ülkedeki asgari ücretliler de emekliler de memurlar da ekonomilerinin büyüdüğünü mü küçüldüğünü mü anlamak için ay sonunda ceplerine bakacaklar. Ay sonlarına doğru cüzdanlarına bakacaklar veya bir bankamatiğe gidecekler ve kredi kartlarındaki hesaba bakacaklar.

Böyle bir ortamda özet itibariyle şunu anlatmak istiyoruz ki, 60. Erdoğan hükümeti, ortaya koyduğu ekonomik model ile bu ülkedeki işsiz insanların derdine deva olmamıştır. Bu ülkedeki asgari ücretliler ve emeklileri açlık sınırının altında maaşa mahkum etmiştir. Memurlar, işçiler sıkıntıdadır, aynı şekilde esnaf ve çiftçiler de bu dönemde zor günler yaşamıştır, yaşamaktadır. Sanayi rekabet gücünü kaybetmiştir. Cumhuriyet tarihinin en büyük  dış ticaret açığı, Cumhuriyet tarihinin en yüksek cari açığı, 60 Erdoğan hükümetinin cari açığı ve dış ticaret açığıdır. Her taraf açılmış, bu kadar açığın olduğu ortamda ekonominin ne kadar saçıldığını anlatmaya gerek yok. Cumhuriyet tarihinin en büyük kamu borç stoku 60. Erdoğan hükümetinin kamu borç stokudur.

Böyle bir ekonomik tablo, seçime girerken 2007 seçimlerinden 2011 yılına Türkiye'nin ne hale geldiğini göstermektedir. Onun için önümüzdeki seçimlerde vatandaşlarımızın ceplerine bakacaklarını, ahırlarına, tarlalarına, esnafsa tezgahlarına bakacaklarını düşünüyoruz ve kararı ona göre vereceklerini umut ediyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye'de milli iradenin ifadesi olarak sandıktan çıkan irade ile iktidar olanlar, milli politikalar uygulasınlar. Çünkü milli politika uygulamak her siyasi iktidarın ahlaki zorunluluğudur. Çünkü siyaseti ve iktidarı var kılan irade milli iradedir ve politikalarının da milli olma zorunluluğu vardır. Kendi ülke insanını zenginleştirmeyen, kendi ülke insanının refahını artırmayan, onun yerine yandaşların ve yabancıların kazandığı bir ekonomik modelle iş yapıyorsanız sizin politikanız milli politika değil demektir. Milli politika uygulamıyorsanız milletten oy istemeyin.

Soru: Gazeteci Ahmet Şık'ın basılmamış kitabının toplatılması tartışılıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şener: Henüz basılmamış kitabın tüm taslak nüshalarının nerede varsa tespit edilip toplatılmasına yinelik bir operasyon benim hatırladığım kadarıyla geçmişte yaşanmış bir olay değildir. Başta bu olay olmak üzere, son dönemde düşünen, konuşan, düşündüklerini yazan, ifade eden insanların başına gelenler, açılan davalar dikkate alınacak olursa, açıkça şunu söyleyebiliriz ki, rahmetli Özal'ın 141, 142 ve 163. Maddeleri kaldırdığı günden bu güne kadar, bu ülkede düşünce özgürlüğü hiç bu kadar baskı altına alınmamıştır. Hiç böyle bir ortamı bu ülke yaşamamıştır. Düşünmenin, konuşmanın, tartışmanın yasak olduğu bir Türkiye, genç kuşakların hatırlamadığı bir Türkiye'dir. Ama maalesef bu dönem Türkiye'yi çağ dışı karanlık bir ortama sürüklemiştir. Bir ülkenin aydınları, düşünen insanları, sade insanları konuşamıyor tartışamıyorsa, eleştirilerini özgürce sonuna kadar yapamıyorsa o ülkede demokrasi de yara almıştır, çağdaş demokratik tüm değerler de yara almış demektir. En kısa zamanda ülkemizin bu karanlık görüntüyü üzerinden atması ve aydınlık yarınları inşa etmesi gerekmektedir. Her seçim bir fırsattır, onun için 12 Haziran seçimlerinin bu açıdan önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum.

Bu arada dünden beri "Ergenekon'un Öz'ü gitti" diye manşetler atılıyor. Savcıların görev yeri değiştirildi diye lehte ve aleyhte destanlar yazılıyor. Doğrusu, bu ortamı anlamak zor.  Ahmet'e, Mehmet'e takılmanın anlam derinliğinin ne olduğunu ben keşfedemedim. Öğrencilik yıllarımdan beri değişik öğretmenlerimiz sık sık "küçük zihinler kişileri, büyük zihinler sistemi tartışırlar" lafını hatırlıyorum. Bu ülkede sistemi tartışan kimse kalmamış. Herkes Ahmet'i, Mehmet'i, Öz'ü, Zekeriya'yı tartışıyor, konuşuyor. Biz vatandaş olarak bu ülkenin hukuk sistemi ne, bu ülkede nasıl bir hukuk sistemi var ve bu hukuk düzeni nasıl işliyor bunu tartışmak zorundayız. Biri gelir, biri gider. Zekeriya Öz kim, neyin nesi? Nereye giderse gitsin, bu işin özü değil ki. İşin özü, bu ülkedeki hukuk sistemi nedir, nasıldır, vatandaşların hakkını garanti altına alıyor mu almıyor mu? Tartışmamız ve konuşmamız gereken bu. Bunu tartışan yok, konuşan yok. Aman Zekeriya Öz gitti, öbür savcı gitti, acaba bunlar şu yanlışları yapıyordu, bu süreci idare edemiyorlardı, onun için mi alındılar, yoksa başka bir şey mi var, bütün yazılanlar ve yorumlar bunun etrafında dönüyor.

Evet Ergenekon diye bir dava var. Bu dava önemli bazı şeyleri çözümleyebilirdi. Ama açıkça söylüyorum ki bu dava Türkiye'nin yakın geçmişiyle yüzleşmesini sağlayan bir dava olma niteliğini göstermemiştir. Türkiye'nin yakın geçmişinde yüzlerce faili meçhul cinayet var. Hangisini ortaya çıkarıyor bu, hangisine ışık tutmaya yönelmiş? Türkiye'nin yakın geçmişinde 28 Şubat var, Türkiye'nin yakın geçmişinde 27 Nisan e-bildirisi var, e muhtırası var. Dönemin Genelkurmay Başkanı, "bunu ben koydum, bu bir muhtıradır" diye kendi ağzıyla ifade etmiştir. Şu anda ordunun en tepesinde 28 Şubat'ın mimarları var.

Manzara bu iken, bunların hiçbiriyle yüzleşme diye bir iddia söz konusu değilken, mevcut yargı süreci ne yakın askeri müdahaleleri, post modern veya değil veya yakın faili meçhul cinayetlerden hiçbirini kavramazken, bu sürecin Türkiye'nin yakın geçmişiyle yüzleşmesini sağlayan bir süreç olduğunu maalesef bana düşündürtmüyor. Hukuk'un bütünü içerisinde olayı değerlendirdiğimizde maalesef Türkiye'nin en büyük ihtiyacının köklü bir hukuk reformu olduğunu bize gösteriyor. Bunların hiçbiri yok, falan davada falan savcılar görev değişikliğine uğradılar, bu çok önemli bir hadisedir veya değildir, iki gündür medyayı kapatmış vaziyette. Korkarım önümüzdeki haftaları da kapatacak. Halimiz bu. Bu hal ülkemiz adına, bu ülkede yaşayan insanlar adına iyi bir hal değildir.

 

         Abdüllatif ŞENER

Türkiye Partisi Genel Başkanı

Son 10 basın açıklaması
Türkiye Partisi Turan Güneş Bulvarı No: 72 / 4 Çankaya, Ankara, T: (312) 440 72 04, bilgi@turkiyepartisi.org.tr İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. © 2010 Türkiye Partisi
Web Tasarım