Değerli Genel Başkan Yardımcıları, Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyeleri, Saygıdeğer İl Başkanlarımız, Basın Mensupları ve Değerli Davetliler hepinizi saygıyla selamlıyorum ve 9. İl Başkanları toplantımızın partimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Bildiğiniz gibi Türkiye Partisi 25 Mayıs 2009 günü kurulmuştur. Büyük bir coşkuyla kurulan Türkiye Partisi aynı coşkuyla Türkiye geneline yayılmıştır ve bu bir yıl içerisinde 1. kuruluş yıldönümümüzü bütün illerimizde coşkuyla, değişik etkinliklerle kutladık. Her şeyden önce tüm ulusumuza ve siz değerli il başkanlarımıza Türkiye partisinin kuruluşunun 1. yıl dönümü hayırlı olsun, kutlu olsun.
25 Mayıs kuruluş etkinliklerimiz arasında hemen hemen tüm illerimizde birtakım faaliyetler yapılmıştır. Basın toplantıları düzenlenmiştir, farklı sosyal etkinlikler yapılmıştır. İstanbul'da il teşkilatımız Tünel'den Taksim Meydanına kadar Türkiye Partisi formalarıyla büyük bir kalabalık halinde yürümüşlerdir ve Türkiye gündemine Türkiye Partisini düşürmüşlerdir. Bu vesileyle bu hafta içerisinde değişik faaliyetlerde bulunan tüm il başkanlarımızı, ilçe teşkilatlarımızı tebrik ediyorum, kutluyorum. Şunu kesin olarak bilmeniz gerekiyor. Türkiye Partisi Türk Siyasi hayatında mevcut çok sayıdaki partiden biri değildir. 25 Mayıs 2009 tarihinde Türk Siyasi Hayatına, siyasi partiler kanunu çerçevesinde oluşturulmuş yeni bir parti değildir. Türkiye'de siyaseti baştan sona değiştirmek, yeni siyaset anlayışını ülkemizde yerleştirmek ve yeni bir dönemi başlatmak amacıyla Türkiye Partisini birlikte kurduk ve yolumuza devam ediyoruz. Üstlendiğimiz misyon, üstlendiğimiz sorumluluk herhangi bir siyasi partinin mensubu olmaktan öte bu ülkenin geleceği ile bağlantılıdır. Çocuklarımızın sorunları, bu toprakların ve ülkenin geleceği ile ilgilidir. Bu büyük sorumluluk anlayışı içerisinde tüm teşkilatlarımızın büyük bir gayret içerisinde köy köy, kapı kapı dolaşarak Türkiye Partisi misyonu' nu ve davasını herkese duyurma çabası içerisinde bulunması bizimde yakından izlediğimiz ve bu çalışmalar içerinde bulunan tüm arkadaşlarımız tebrik ettiğimiz herkes tarafından bilinmelidir. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, Türkiye Partisi bir siyasi açılımın partisidir. Türkiye Partisi' nin kuruluşu da siyasette yeni bir açılım anlamı taşımaktadır. Biliyorsunuz son yıllar Türkiye' de hep açılım tartışmalarıyla geçmiştir. Arada bir iktidar partisinin yeni gündemleri ve yeni açılım isimleri ile kamuoyunu sunması, üzerinden tartışması, tartışılmış hadiselerden biriydi ama son birkaç yıldır Türk siyasetinde tartışılmayan açılım kalmamıştır ama ne hikmetse Başbakan bir siyasi açılım başlatma cesaretini gösterememiştir. Bunun elbette ki bir nedeni vardır. Açılım dediği zaman bir başbakan ve iktidar partisi hep bu ülke ile oynayan, ülkede endişe ve kaygıları derinleştiren süreçler içerisine girmiştir ve ülkemizi çekmiştir. Siyasi açılım dediğiniz zaman kendisini düşünmek zorunda kalacağı için, kendisinin konumunu tartışılmasına yol açacağı için hiçbir zaman bir siyasi açılım tartışması başlatmamıştır ve uzak durmuştur. Bildiğiniz gibi siyasi partiler demokrasinin ürünüdürler, demokrasinin olmadığı yerlerde siyasi partiler olmaz. Siyasi partilerin varlık nedeni bu ülkenin demokrasinin varlığıdır. Ama maalesef Türkiye'de demokrasinin ürünü olan siyasi partilerde demokratik mekanizmalar gelişmemiştir ve bir tek kişinin söylediği ve düşündüğü tüm ülkenin söylediği ve düşündüğü haline dönüşmektedir. Bu nedenle başta bu ülkede siyasi partiler kanunu değiştirilmelidir. Siyasi partiler kanunun değiştirilmesi gerekliyken siyasi normların ve yapıların baştan sona gözden geçirilmesi ve buna uygun bir yasal çerçeve oluşturulması beklenirken bu siyasi açılım maalesef iktidarın Başbakanın işine gelmediği için hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Ancak Türkiye Partisi başta siyaset kurumu olmak üzere bu ülkede ne kadar hantal, devri geçmiş, ülkeye zarar veren, bu ülke insanının enerjisini, emeğini tahrip eden kurumsal yapılar varsa hepsini değiştirmek, hepsini dönüştürmek, çağdaş geleceğin Türkiye' sini inşa edecek kurumları yeniden inşa etmek amacıyla, niyetiyle ve kararlılığıyla kurulmuş bir siyasi partidir. Onun için siyasi açılımı bu ülkede yalnız ve yalnız Türkiye Partisi gerçekleştirebilir. Bu ülkede kurumların ülke sorunlarını çözme yeteneğini yalnız ve yalnız Türkiye Partisi geliştirebilir ve bu ülkeyi dünyadaki dinamik gelişmelerin ağı içerisinde güçlü yarınlara da ancak Türkiye Partisi taşıyabilir. Onun için Türkiye Partisi ile birlikte biz yeni siyaset dedik ve yeni dönem dedik. Yeni dönem ve yeni siyaset tüm camiamıza ve ülkemize tekrar hayırlı olsun, birinci kuruluş yıldönümümüz kutlu olsun diyoruz.
Mevcut bir siyaset bu ülkedeki sorunları çözebilir mi? Mevcut siyaset ve bu ülkenin sorumlu olan kurumlar, mevcut sorunların çözümünü sağlayacak dinamikleri geliştirebilir mi? Maalesef son siyasi ve ekonomik gelişmeleri izlediğimizde mevcut yapının bu ülkenin dertlerini, sorunlarını bu ülkenin çözebilme özelliği olmadığını açıkça görüyoruz. Bu ülkenin sorunlarını çözmek yerine aksine iktidarıyla, meclisteki siyasi partilerin siyaset yapma biçimiyle gördüğümüz manzara şudur, siyaset kendi sorunlarıyla da ülkeyi yormaktadır, ülkeyi dertleri ve sıkıntıları kendi dertleriyle birlikte biriktirmektedir. Bakın bu ülkede güvenlik sorunu var mı var. Her gün şehit cenazeleri geliyor. Terör 1984 yılından bugüne kadar adete şu son birkaç yıl içerisinde zirve yapmış durumdadır. Hükümet herhangi bir önlem almamaktadır, terörün son bulması için çaba harcamamaktadır ve terör hadiseleriyle bağlantılı olarak ortaya çıkan dehşet, vahşet sahnelerini adeta seyretmektedir. Tüm bunların ötesinde gelişen terör hadiseleri karşısında, hükümeti sorgulayan olduğu takdirde, terör üzerinden siyaset yapmayın diyerek diğer siyasi partilerin üzerinden de siyasi partilerin ağzını kapatmaya çaba harcamaktadır. Böyle bir iktidar anlayışı olamaz. Böyle bir iktidar etme, iktidar olma düşüncesi asla olamaz. Her gün şehit cenazeleri gelirken hapishanelerde yer kalmamışken. Sokaklar, caddeler günün belirli saatlerinde güvensiz hale dönüşmüşken. Bu ülkede ne oluyor, bu ülkede niçin güvenlik sorunu vardır, sorumlular Başbakan, hükümet nerdedir, güvenlik konusunda hangi tedbirleri alıyorlar diye sormak ve sorgulamak her siyasi partinin ve her vatandaşın hakkıdır. Çünkü terörle mücadelede siyasi sorumluluk vardır. Güvenlikten sorumlu olanda siyasi iktidardır. Eğer başbakan koltuğa oturduğu günden bugüne kadar terörün her geçen gün arttığının, güvenliğin yok olduğunu, suçların sürekli çoğaldığını, büyüdüğünü görüyorsa sorumlu kendisidir. Aynaya gidip kendisine bakmak zorundadır. Ne yapmıştır da bu ülkede bir güvenlik sorunu ortaya çıkmıştır veya neyi yapmamıştır da Türkiye'de en temel sorunlardan biri güvenlik sorunu haline dönüşmüştür. Bunun hesabını vermek zorundadır ama maalesef gördüğümüz kadarıyla bunun cevabını, yanlış yaptıklarını yâda yapmadıklarının hesabını vermek yerine başbakan bu konuları gündeme getiren ve kendisinden çözüm isteyenlerin ağzını kapatmaya çaba harcayarak, susturmaya çaba harcayarak konular geçiştirmektedir. Böyle bir hükümet etme anlayışı, böyle bir iktidar anlayışı dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Onun için bu anlayış bu ülkenin sorunlarının çözemez. Bu anlayışa sahip siyasal iktidar, kurumsal yapı bu ülkenin sorunlarını çözebilecek niteliğe sahip değildir. Siyasal iktidarın sorun çözme yeteneğini artırmanın da yolu hükümeti oradan indirmek ve Türkiye Partisini' de iktidara taşımaktır.
Ülkemizde aş iş derdi var mı, işsizlik sorunu var mı, var. Elbette var. Üstelik sürekli söylediğim biçimde tekrar edeceğim, dünyanın en yüksek işsizlik oranı Türkiye'dedir ancak bu işin bir sorumlusu olması lazım. Bu ülkede işsizlik patlamışsa, bu ülke Türkiye ise, Türkiye'de işsizlik dünyanın en yüksek işsizliğiyse bunun bir sorumlusu olması gerekir. İşsizliğin sorumlusu mevcut hükümettir, işsizliğin sorumlusu Başbakandır ama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar sorumsuz demeçler veren bir Başbakana da rastlamak mümkün değildir. Konuştuklarına ve yorumlarına bakıyorsunuz dünyanın her yerinde işsizliğin olduğundan, elbette yüksekokul mezunlarının da işsiz kalabileceğinden büyük bir rahatlık içerisinde söz eden bir başbakan vardır bu ülkede. Sayın Başbakan siz bunun sorumlususunuz! Bunu herhangi bir kişi söyleyebilir ama siz söyleyemezsiniz! Siz sorunları çözmekle mükellefsiniz, çözmekle sorumlusunuz. Sizi oraya getiren irade size bu sorumluluğu yüklemiştir. Sizinde görevinizi yapmanız ve çözüm üretmeniz gerekir, çözüm. Ama aksine muhalefete suçlamaları yetmiyor, çözümünüzü de sunun diyor. İşsizliği nasıl çözecekseniz sunun çözümlerinizi diyor. Demek ki 8 yıldır Başbakanlık koltuğunda oturduğu halde işsizliğin çözümünün ne olduğunu hala öğrenememiş. Bu saatten sonrada öğrenmek içinde muhalefete diyor ki çözümüzü getirin. Bakın biz çözümümüzü ortaya koyuyoruz. Şimdi tekrar ediyorum. İşsizliğin çözümü var. Biz size işsizliğin çözümü ile ilgili 12 tane şart koyacağız, önünüze koyacağız ama bilesiniz ki işsizliğin çözümü, Türkiye'deki işsizliği ortadan kaldırmanın birinci şartı senin o koltuğu terk etmendir. Önce kalkacaksın o koltuktan, o koltuğun sorumluluğunu hissedenler oturacak oraya ondan sonra işsizlik sorunu çözülebilir. Yoksa oturduğu koltuğun sorumluluğu hissetmeyen, işsizin derdini hissetmeyen, duymayan ve ülkeyi dünyanın en yüksek işsizlik oranına ulaştıran Başbakan olarak senin orayı terk etmen bu ülkedeki işsizlik sorununu çözmenin ilk adımıdır, ilk gerekliliğidir. Ondan sonra diğer şartları önünüze koyarız. Önce kalkacaksın. Bakın sorumsuz hükümet etme anlayışı, mevcut iktidarın genlerine o kadar işlemiş ki geçenlerde bu ülkede yaşanan kazalardan biri daha Zonguldak' ta ki maden ocağında çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti. Allah' tan rahmet diliyoruz, yakınlarına da başsağlığı diliyoruz. Ancak Başbakanın konuyla bağlantılı yorumları yine kendisine ait sorumlulukları hissetmediğini, görmediğini göstermiştir. Başbakan bu maden kazası nedeniyle hayatını kaybedenlerden bahsederken bu maden işlerinde olur, yani orada çalışanlarda başlarına bir kaza gelip hayatlarını kaybedeceklerini bilirler demiştir, sorumsuzca ifadelerde bulunmuştur ve sonunda işi kadere bağlamıştır. İnanın dünyanın hiçbir yerinde böyle bir hükümet etme anlayışını göremeziniz, hiçbir yerinde. Bu ülkede yaşayan insanların can güvenliğinden sorumlu olan, bu ülkede yaşayan insanların iş güvenliğinden sorumlu olan, mal güvenliğinden sorumlu olan bir kişinin, hükümetin başındaki bir ismin kendi sorumluluğu hiç yokmuşçasına bu işlerde çalışan herkes günün birinde başına gelir diye beklemelidir diye açıklaması gerçekten yadırganacak bir hadisedir. Dünyanın neresinde böyle bir yorumda bulunan bir Başbakan çıkardı, bunun bir yaptırımı olmalı. Örneğin Uzakdoğu'da bir Bakan yada Başbakan çıkmış olsaydı mutlaka Harakiri yapması lazımdı veya batı' da Bakan yada Başbakan çıksaydı mutlaka istifa etmesi gerekirdi ama gerçekten Türkiye' de mevcut iktidar siyasi yanlışları, siyasi tavrı, yanlış yönetimiyle herkesi adeta kendi yanlışlarına alıştırmış vaziyette. Ortaya yanlışlar çıkıyor, hatalar çıkıyor kötü politikalar çıkıyor hükümetin icraatlarıyla bağlantılı olarak. Akşam televizyonları seyrediyorsunuz haberlerde bir takım insanlar çıkıyor ekranlara bütün yanlışlar mantıklı hale getirmek için, rasyonelleştirmek için gece gündüz çaba harcıyorlar ve o kadar çok yanlış yapılıyor, ülkeyi felakete götüren o kadar çok kara ve icraat ortaya çıkıyor ki mevcut iktidarın elinde herkes bu yanlışlara alışmış vaziyette ve üstelik sorgulanması gereken Başbakan her tarafı susturmuş olacak ki birde baskın çıkıyor. Hani derler ya yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış diye, bir de baskın çıkıyor. Böyle bir şey olmaz. Bir kaza, maden kazasıyla ilgili yaptığı açıklamalar ertesi gün Hekimhan' da hayatını kaybeden bir vatandaşımız gazetelere bakıyorsunuz hiçbir gazetede yok Türkiye'de. Neden bir gün önce başbakan Zonguldak' ta ki kaza ile ilgili olarak sopanın ucunu gösterdiği için basına. Böyle bir şey olur mu? Hükümet eğer eleştirilemez hale gelirse, yanlışları önüne konulamaz hale gelirse o yanlışlarında azgınlaşır. İktidar eleştirilmediği, dizginlenmediği, sınırlandırılmadığı müddetçe yanlışlarında azgınlaşır. Onun için bu ülkede işsizlik dünyanın en yüksek işsizliğidir. Onun için terör tarihinde bu dönemde hiçbir dönemde olmadığı kadar zirve yapmıştır. Onun için bu dönemde tarihimizde hiç görmediğimiz sosyal felaketler yaşanmaktadır, bu ülkede bu topraklarda. Bizim görevimiz eleştirmek. Demokratik bir toplumun gereklilikleri, standartları vardır. Bu eleştirilerin özünde iktidarı incitecek, agresif eleştirileri yapmakta vardır. Yanlış yaptığı zaman eleştiriler kendisini rahatsız edecek nitelikte olacaktır ki o yanlışları bir daha yapmasın. Ben izliyorum 3-5 yıldır. Terör üzerinden siyaset yapmayın, bunun üzerinden siyaset yapılmaz dedi Başbakan. Onun söylemsi çok anlam ifade etmeyebilir ama bunu o söyledi diye tüm medyayı, sivil toplum kuruluşlarını kamu gücünü kullanarak sindirdiği için kimse sesini çıkaramaz hale geldi ve sürekli terör ivme kazandı, artıyor ve sorumlu olan hükümet şunu çözümü nedir, şuna bir bakalım diye çaba harcamıyor. Ekonomide Türkiye' de dünyanın en büyük küçülmelerinden birini yaşamıştır. Ekonomik deprem yaşamıştır Türkiye ama yine basının sivil toplum kuruluşlarının hükümet baskısı nedeniyle tüm olumsuz ekonomik göstergeler ortaya çıktıkça iyi ye gidiyor diye yayınlar yapılmıştır ve hükümet sorgulanmadığı için bir ekonomik program çıkarma ihtiyacı duymamıştır. Bu ülke nereye gidiyor, ekonomi nasıl yapılanmalı, ne yapmalıyız diye baskı altında kendisini hisseden bir iktidar, sorumluluk duygusu içinde kendisini hisseden bir iktidar olmadığı takdirde işsizin derdine çare bulmak için, emeklinin derdine çare bulmak için, esnafın derdine çare bulmak için, çiftçinin derdine çare bulmak için çaba harcayan bir hükümet, bir Başbakan ortaya çıkmaz ve çıkmıyor. Demokratik ortam, özgür eleştiri olmazsa ülkenin geleceği iktidarın baskısı altında felakettir. Onun için diyoruz zaten işsizliğe çözümün birinci şartı Başbakan kalk, o koltuktan kalk! Ondan sonra sorumluluk hisseden birileri otursun ve bu ülkenin dertlerini çözmeye başlasın. Bu maden kazasıyla ilgili verdiği demeçte aynı sorumsuzluğun bir ifadesi, hatta tartışmayı öyle bir noktaya getirmiştir ki Başbakan konuyu kadere iman edenlerle, iman etmeyenler arasındaki bir bakış farkı olarak ortaya koymuştur. Bir siyasetçi böyle bir yaklaşım gösteremez, üstelikte sorumlu kendisiyse. İş güvenliğinden kendisi sorumluysa bunu asla yapamaz ve Müslümanlıkta da kadere iman edilir, kader ile amel edilmez. Başbakan kadere imanı anlatmıyor aslında sorumluluğu üzerinden atmak için kadere amel etmeye çalıyor aslında dinin özünde de yok böyle bir şey. Önce deveyi sağlam kazığa bağlayacaksın ondan sonra tevekkül edeceksin. Sen bu ülkedeki can güvenliğinden sorumlusun, sen bu ülkedeki iş güvenliğinden sorumlusun, sen bu ülkedeki mal güvenliğinden sorumlusun, bu ülkedeki trafik güvenliğinden sorumlusun. Sorumlu olduklarından hangisini yapıyorsun? Kendi sorumluluğunu unutmuş, sorumluluğunu zaman zaman muhalefete, zaman zaman işçinin, çiftçinin sırtına bırakan Başbakan, bu konuda da sorumluluğu kendi üzerinden kaderin üzerine atmış ve kenara çekilmiştir. Olmaz! Bir kişi ben siyaset yapma kararı verdim dediği andan itibaren ilan ettiği şey ben toplumsal sorunlara talip oldum demektir ama maalesef Türkiye sorumsuz yetkilerle kuşatılmış hale gelmiştir ve bunun en tipik hali de mevcut siyasi iktidardır. Evet, siyaset sorumluluk makamıdır, bunu herkesin bilmesi lazım. Siyasete adımını atan herkes, her birey bir sorumluluğu üstlenmiş olduğunu gösterir ve anlatır. Kendisi anlatmasa göstermese dahi siyasete adımını atmış herkes sorumluluk üstlenmiş demektir. Kendi sorumluklarını değil, kendi çocuklarının sorumluluklarını değil toplumun, o ülkenin, vatanın sorumluluğunu üstlenmek demektir. Bu her siyasetçi için geçerlidir ve bu sorumluluğun iki ana merkezi vardır, ağırlık noktası vardır. Bunlardan birincisi siyasetçinin siyasi sorumluluğu vardır. Yani yanlış yaptığı zaman vatandaş o yanlışından dolayı hesap sorar. Ancak gördüğümüz kadarıyla Türkiye' de iktidar bu siyasi sorumluluktan da kaçınmak için siyasi sorumluluğunu da üzerinden atmak için elinden gelen çabayı göstermektedir. Bir kere siyasette haksız rekabet var, siyasetin kullandığı kamu kaynaklarının hemen hemen büyük çoğunluğunu iktidar kullanıyor. Kamu gücünü siyasi maksatlarla yine iktidar kullanıyor ve ortaya haksız bir siyasi rekabet çıkıyor, bu haksız siyasi rekabeti de sonuna kadar sürdürebilmek için her türlü çabayı harcıyor. Maksat iktidar partisi siyasi sorumluluğundan kaçmaya çalışıyor. Kimse siyaseten kendisine hesap sormasın istiyor. Basını sindirirken, sivil toplum kuruluşlarını sindirirken yaptığı iş budur. Siyasetçinin ikinci bir sorumluluğu da vardır bu da hukuki sorumluluğudur. Ancak mevcut iktidar partisi siyasetçinin sahip olduğu bu ikinci sorumluluğu yani hukuki sorumluluğu da ortadan kaldırmak için elinden gelen tüm çabaları göstermektedir. 650 civarında dokunulmazlık dosyası var, bu dosyaların hiçbiri görüşülmüyor. 2002 yılından bugüne kadar iki dönemdir meclisteki tek bir dokunulmazlık dosyası ele alınmamıştır. Hâlbuki çok partili siyasi partili hayata geçtiğimiz günden bugüne kadar meclisin dokunulmazlık dosyalarının incelemediği hiçbir dönem olmamıştır. İlk defa iki dönem üst üste dokunulmazlık dosyalarına dokunulmuyor. Neden? Siyasetçilerin hukuki sorumluluklarının önünü tıkamak için. Başta siyasetçilerin hukuki sorumluluklarının önünü tıkamak için kanun değişiklikleri yapılıyor, yasal düzenlemeler yapılıyor, işlenen suçlarla ilgili aflar getiriliyor, üzeri örtülmeye çalışılıyor, yok edilmeye çalışılıyor. Böyle bir siyaset etme alışkanlığı dünyanın hiçbir yerinde yok. Eğer siyasi iktidar siyasi ve hukuki sorumluluklarını ortadan kaldırmak için gece gündüz çaba sarf ediyor, bütün enerjisini onun üzerinde yoğunlaştırmışsa bu ülkede mevcut iktidarın çözebileceği hiçbir sorun gerçekleşemez. Üstelik mevcut iktidar vatanında bu ülkede ki sorunları sürekli çoğaltıyor. İşte Türkiye'nin yaşadığı ortam budur ve böyle bir siyasi ortamda Türkiye'nin Türkiye Partisi' ne ihtiyacı vardır. Siyasetin yenilenmeye ihtiyacı vardır. Siyasi iktidarın yenilenmeye ihtiyacı vardır. Onun için bir yıl önce Türkiye Partisin birlikte kurduk 81 ilde birlikte örgütlendik, ilçe teşkilatlarımızı birlikte kurduk ve birlikte açılışlarımızı mitinglerimizi yapıyoruz. Partinin kurulduğu günden bugüne kadar 55.000 km yol kat ettim. Türkiye'nin tüm batısından doğusuna kuzeyinden güneyine tüm il teşkilatlarımızın açılış, miting ve faaliyetleri ile ilgili olarak yol aldım, alacağım. Değerli MKYK üyelerimiz ve değerli il başkanlarımız her birinizden 55.000 km' lik yol kat etmenizi istemiyorum. Ama her birinizin en az ayda 2.000 km yol kat etmesini istiyorum. Siyasetçinin siyasi sorumluluğu var dedim ya! Başbakan, mevcut hükümet siyasi sorumluluklarını yerine getirmiyor dedim ya, siz ayda 2.000 km yol kat etmezseniz siyasi sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz. Şimdi karar vereceksiniz başbakanla aynı safta mı olacaksınız yoksa başta bir safta mı olacaksınız. Benimle aynı safta olacaksanız çok çalışacaksınız. Ve o zaman sorumsuz siyasiler yerlerinde oturamayacak, enselerinde Türkiye Partisinin nefesini hissedeceklerdir ve rahat edemeyeceklerdir. Ya insan gibi iktidar olacaklar veya çekip gideceklerdir. Ama bozuk alışkanlıklara sahip olduklarına ve bunu değiştirme kabiliyetini de kaybettiklerine göre bunların tek bir geleceği vardır, bunlar önümüzde ki ilk seçimde gideceklerdir.
Kazanan Türkiye olacaktır ve Türkiye Partisi olacaktır. Kuruluşumuzun birinci, yıl dönümü hayırlı olsun diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.