Ana sayfam yap | Sık kullanılanlara ekle| E-Yönetim
Türkiye Partisi
Abdüllatif ŞENER'le Referandum ve Gündem Üzerine Röportaj (Birincikuvvet.com)
Bu haberi paylaş
Abdüllatif ŞENER le Referandum ve Gündem Üzerine Röportaj (Birincikuvvet.com)

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif ŞENER ile, referandumu, açılımları, hükümeti, Saadet Partisi ile birleşme dedikodularını ve birçok konuyu daha Birincikuvvet.com olarak konuştuk. İşte o röportaj ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

G. KANKALP : Referandum arifesindeyiz, siz parti olarak oyunuzun rengini açıkladınız ve "evet" diyeceğinizi beyan ettiniz. Peki referandum öncesi miting alanlarını ve miting alanlarında siyasi parti liderlerinin üsluplarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

A. ŞENER : Tayyip Erdoğan'ın başbakan oluşu ile birlikte Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri haline siyasetin üslubu gelmiştir. Siyasetin üslubu dili ne olmalıdır bunun irdelenmesi, sorgulanması lazım. Ama şu son günlerde referandum nedeni ile liderlerin meydanlardaki konuşma biçimleri, birbirine karşılıklı hakaretler yağdıran konuşma tarzları herkesi rencide edebilecek özelliklere sahiptir. Bu tür üslubu Türkiye'de beğenenler olabilir,beğenenler de bilsin ki bu tür siyasi üsluba pirim verdikleri sürece hem kendilerine hem de ülkeye kötülük yapıyorlar

G. KANKALP : Terör örgütünün referandum öncesi ateşkes ilan etmesine bazı çevreler anlamlar yüklüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

A. ŞENER : Aslına bakarsanız başbakan terör olayları arttıkça terör üzerinden siyaset yapmayın diye bir taraftan tehditle bir taraftan polemiklerle herkesin ağzını kapatmaya çalışıyor. Bu terör yıllarca bitim noktasına girdiği halde neden Erdoğan'ın Başbakanlığı ile birlikte tırmanmaya başlamıştır. Neden bu son yıl tarihi bir zirve dönemini yaşamıştır. Bunun sorgulanması lazım. Demek ki iktidar bazı yanlışlar yapıyor, başbakanın yanlışları var. Terörü azdıran terörü cesaretlendiren teröre yol veren bir takım tutumlar var ki, bu nedenle terör zirve yapıyor. Ama terörün artmasına yol açan başbakan terör niye arttı, her gün şehit cenazesi niçin geliyor, bunun sorumlusu kimdir, ey hükümet cevap ver diye muhalefetin, sivil toplumun sade vatandaşların hesap sormasını engellemek maksadıyla terör üzerinden siyaset olmaz diye herkesin ağzını kapatmaya çalışıyor. Ama şunu görüyoruz ki tam bu referandum sürecinde bir taraftan gizli bazı temaslarla terör örgütünün taleplerine yönelik ne yapacağını, referanduma nasıl bir destek sağlayabileceğini hesaplamaya başlamıştır. Bunu inkar ediyor olması, olmadığı anlamına gelmez. Karşı taraftan yapılan açıklamalarda bu açık seçik ifade edilmektedir. Diğer taraftan somut bir gerçek var, o somut gerçek de şudur: Terör örgütü bu referandum öncesinde ateşkes yaptığını açıklamıştır. Demek ki bazı temaslar var, bazı görüşmeler var, bazı beklentiler var. Nitekim BDP sözcülerinin ifadelerinde de bunu görüyoruz. "Son güne kadar bekleyeceğiz,  başbakanın bir açıklama yapmasını bekliyoruz" diyorlar. Ama bu aslında terör bağlantılı örgütün içinde bulunduğu ilk temas değildir. Biliyorsunuz Türkiye'de bir açılım süreci başlatıldı. Bu açılım paketini ortaya koydu başbakan ve Türkiye bir yılı aşkın bir süre açılım paketi üzerinden ayrıştı. Ancak Türkiye'nin gündemine düşmeden önce açılımla ilgili çalışmaların Türkiye'de dolaylı veya doğrudan hükümet veya hükümet temsilcileri terör örgütünün temsilcileri, bazı yabancı ülke temsilcileri ile birlikte bir yılı aşkın süredir tartışıldığı, konuşulduğu, müzakere edildiği gazete ve dergilerde sürekli yayınlanmıştır. Bir yılı aşkın süre bu müzakereler sürdükten sonra Türkiye gündemine bir yıl sonra açılım yapıyoruz diye düşmüştür. Yani açılımı başbakan icat etmemiştir. Açılım dış merkezli olarak örgütün de müdahil olduğu bir sürecin sonrasında zaten o sürecin içerisinde hükümeti temsilen de birileri var bürokratlar aracılığıyla. Yani terör üzerinden siyaset yapmayın diyen başbakan sürekli siyaseti terörle paralel yürütmüş, yönetmeye çalışmıştır ama şu var ki; bir taraftan da terörle mücadele edecek birimlerle kavgayı hiç eksik etmemiştir. Yargıyla, Güvenlik birimleriyle, istihbarat birimleriyle kavga etmiştir ve sistemi savunmuştur. Bu savunulan sistemin ardında da terör azgınlaşmıştır ve şimdi onunla bir yol haritasını ortaya çıkarmış görünmektedir. Böyle bir devlet yönetimi doğru mudur? Hayır, devlet adamlığı, devlet adabı, devlet edebi , devletin böyle yönetilmesini doğru bulmaz. Şu anda Türkiye'nin en önemli sorunu yanlış yönetimdir zaten.

M. ESKİL : Hemen devamı olarak Kürt açılımından sonra Alevi açılımı ile ilgili geçtiğimiz dönemlerde çok ciddi açıklamalarınızı biliyoruz. Bu konuda yine devamı olarak Alevi açılımı ile ilgili düşünceleriniz neler?

A. ŞENER : Türkiye'deki açılımlar nedense hep kapanışa dönmüştür. Hükümetin başlatmış olduğu tüm açılımlar ortada kalmıştır. Önce Ermeni açılımı, arkasından demokratik açılım veya kürt açılımı denildi. Bu da ortada kaldı. Bir süredir -ne görüşüldüğünü de merak ediyorum- alevi açılımı yapıyoruz diye hükümet görüşmeler sürdürüyor.  Somut tek bir adım atılmış değil. Bunun dışında çingene açılımından Romen açılımından daha pek çok isimle anılan açılımlara kadar açılımla başlayan hepsi ortadadır

M. ESKİL : O zaman şöyle bir şey mi ortaya çıkıyor; Sayın başbakanla birçok ortak çalışmanız da vardı siz iyi bilirsiniz. Bu, seçim sürecinde  ya da alınan bazı kararlarda gündem değiştirme politikası mıydı acaba?

A. ŞENER : Kesimleri oyalayıp, meşgul edip, kamuoyunda onun etrafında manuple etmeye çalışan bir anlayışı var başbakanın. Bu anlayış sonrasında ortaya atılan konular çerçevesinde insanlar ayrışıyorlar ve o ayrışma iki şey sağlıyor başbakana:  Birincisi bu tartışma ortamında insanlar ayrıştıktan sonra oylarını futbol takımı tutar gibi veriyorlar- Ben bu taraftanım ben şu taraftanım diye-insanları o hale getiriyor ve oy almaya çalışıyor, bu ayrıştırmayı, ülkeyi felakete götüren politikalarını farklı menfaatler için kullanıyor. İkincisi ise tartışmalar etrafında gürültüyü de üslubuyla artırıyor. Artan gürültü ortamında ise yolsuzluklar kayboluyor. Yani sürekli yolsuzluğun yaygınlaştığı bir ülkede yolsuzlukların üzerini örtmenin en etkili yolu bu ayrışma üzerinden yapılan kavgalardır.

M. ESKİL : Türkiye'de ne zaman bir süreç olsa, bir açılım, bir anayasa değişikliği veya İsraille bir polemiğimiz oluyor. Bu üçüncü kez olunca vatandaşın dikkatini çekmiş bize de soruyorlar. Önümüzdeki günlerde bir seçim beklentisi var. Seçim olacak inşallah. Yine İsrail'le bir polemik bekliyor musunuz?

A. ŞENER : Aslında İsrail ilişkileri açısından başbakan ve partisinin oy kaybetmesi lazım. Neden? Çünkü özellikle şu son Gazze olayına baktığımızda gerçekten çok büyük yanlışları vardır başbakanın. Bir kere bir sivil gem, Gazze'ye yardım götürüyor, bunun organizesinden sayın başbakan haberdar, gemiyi organize edenlerle görüşmeleri var, maddi manevi işin içerisine girmiş vaziyette. Ama bununla birlikte siviller, bebekler yaşlılar kadınlar o gemde Gazze'ye doğru giderken başbakan milletvekillerini gemiye bindirmiyor. Başka? İkincisi Gazze'ye giderken bu kadar sivilin can ve mal güvenliğini sağlamak için girişimlerde niçin bulunulmamıştır? Başbakan bunun hesabını vermeli. Bu bir soruşturma konusudur. Gemi tehlikeli sularda yol alıyor ve bununla ilgili hiçbir garantiyi ülkenin başbakanı sağlamıyor. Ötesinde bakıyorsunuz 9 vatandaşımız İsrail baskını sonrasında katlediliyor.  Çok sayıda vatandaşımız yaralanıyor. 600e yakın vatandaşımız tüm dünya basınının gözleri önünde ellerine kelepçe takılıyor ve esir muamelesi yapılarak bir süre gözaltında tutuluyor. Gemilerin üzerinde Türk bayrağı var, yine esir gemi görüntüsüyle limana çekiliyor. Böyle bir manzarayı,  böyle bir onur kırıcı muameleyi cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu güne bu ülke asla yaşamamıştır. Bunun tek istinası Kıbrıs'tır ama Kıbrıs'ın yarısını aldık. Şimdi soruyorum başbakan ne yaptı? Bir süre sert bazı cümleler söyledi ama iş yapma dönemidir konuşma dönemi bitmiştir. Sonuç alma dönemine girmesi gerekir. Hava sahasını kapatamamıştır İsrail uçaklarına, limanlarını kapatamamıştır İsrail gemlerine.

M . ESKİL : Burada çok enteresan bir şey var . Katliamdan sonra ihracata bakacak olursak %30 artış İsrail'in. Bunda bir çelişki yok mu?

A. ŞENER : Aslında büyük çelişkiler var.Bir taraftan İsrail'e bağırıyor başbakan, ama Türkiye'deki en karlı ihaleleri İsrailli iş adamlarına veriyor. Yani ne biçim iştir bu? Mayınlı bölgeleri İsraillilere vermek için meclisten kanun çıkarıyor, diğer ihaleleri veriyor diğer taraftan da bir takım gürültüler çıkarıyor. Bunun danışıklı dövüş olmadığını kimse söylemez. Gazze olayından sonra yaptığı açıklamada İsraille ortak sürdürdükleri tatbikatlara son vereceğini söyledi. Demek ki Davos'taki bağırtının arkasından bu güne kadar   bu tatbikatları sürdürmüş. Yakayı ele verdi aslında başbakan. Suçüstü yakalandı.Gerçek başka ekran başka ama vatandaşlarımız şunu  bilmelidir ki Gazze'de bu ülkenin ,bu milletin uğradığı onur kırıcı kurum tarihimizde hiç yaşanmamıştır.

M. ESKİL : Sayın Şener, referandumda evet çıkarsa ne olur? Hayır çıkarsa ne olur? Bu referandum genel seçimler için bir nabız yoklama olarak değerlendirilebilir mi?

A. ŞENER : Bu referanduma farklı açılardan bakılabilir. Evet mi hayır mı diye bakan çok sayıda vatandaşımız var . Siyasi partiler de bunu evet mi hayır mı olayına çevirdiler. Önümüze iktidara evet mi hayır mı diye bir pusula gelseydi ben hayır derdim. Ama maalesef endişemizde odur ki referandum sonrasında çıkan sonuçları vatandaş iktidara evet ya da hayır denildi diye yorumlayacak. Bugün bunu telaffuz etmeyen bazı iktidara yakın çevreler bile böyle ifade etmeye başlayacaktır ki bu da bizi tedirgin emektedir. Bu durumu yanlış bulmaktayız.  Biz bir siyasi partiyiz, vatandaşın önüne bir metin gidiyor. Bu metin iyi midir kötü müdür? Yeterince kapsamlı olmamakla birlikte, etkili olmayan maddeler bulunmakla birlikte 12 Eylül anayasasında yapılan en büyük değişiklik bu olmamakla birlikte 90lı yıllarda yapılan değişiklikler çok daha fazlaydı ve köklüydü ama bununla birlikte kçük bir adım olarak görüyoruz. Bunun için de bir kampanya konusu haline dönüştürmeksizin "evet" diyeceğimizi belirttik. Ama yüklenilen anlamlar bu paketin içinde yoktur.  Başbakan bu, "12 eylül anayasasına hayır demektir" diyor. Öyle değil .Bu anayasa yürürlüğe girse bile Türkiyedeki anayasa 12 eylül anayasası olmaya devam edecektir. Bu 12 eylül anayasasına hayır anlamını taşıyacak bir metin değildir. Diğer taraftan yargının yandaş hale dönüşeceğine de katılmıyorum. Yapılan değişikliklere baktığımızda böyle bir içeriği ben bulmadım.  Dediğim gibi muhalefetin iddiaları da abartılıdır, iktidarın iddiaları hepten abartılıdır.  Ama biz küçük bir adım olarak gördüğümüzden vatandaşa eğilimimizi "evet" olarak açıkladık. Ama bu metin etrafında yürütülen kampanya, ayrışma, karşılıklı küfürleşme , çirkin laflar başbakana da , ana muhalefet partisine de yakışmıyor. Meclis de grubu bulunan diğer partilere de yakışmıyor. Türkiye'de siyasetin seviyesi bu olmamalı.  "Evet "çıkarsa küçük bir anayasa değişikliği yapılmış olur. Ancak bir yandan da iktidarın antidemokratik tutum ve davranışlarının artma eğilimi de vardır. Sivil toplum kuruluşları, basın kendini daha fazla baskıda hissedebilir. Ama biz iktidarın geçici, Türkiye cumhuriyetinin kalıcı olduğunu düşünüyoruz ve bir anayasa değişikliği de geçici bir döneme bağlı olarak değil, bütünüyle geleceğe bağlı olarak değerlendirilmelidir  diye düşünüyorum. Ama "hayır" çıkarsa hayır'ın ardından da iktidar çok büyük sarsıntı geçirecektir, çok zor durumda kalacaktır. Makul bir değişikliği ayrıştırma ve kavgaya dönüştürdüğü için "hayır" çıkarmış bir iktidar olacaktır ki tüm siyaset tarzının eleştirileceğini şimdiden bilmelidir. 

G. KANKALP : Sayın Erbakan'la geçtiğimiz günlerde bir görüşmeniz oldu. Bunun zamanlama açısından bir özelliği var mıydı ? Saadet partisinin genel kurulundan sonra olması ve referandum öncesine denk gelmesi oldukça ilgi çekti ve merak konusu oldu?Ne diyeceksiniz bu konuda ?

A. ŞENER : Bu  görüşme bir nezaket görüşmesiydi. Yıllarca beraber siyaset yapmışız aynı partı çatısı altında bulunmuşuz. Bundan daha doğal bir şey olamaz Ancak bu toplantıda basına kapalı kısmında hiçbir partiyi merkeze alarak konuşmadık. Bu nezaket ziyaretinde Türkiye Partisinden de Saadet partisindeki gelişmelerden de hiç söz edilmedi. Dost  sohbetiydi. Siyaset genel olarak değerlendirilmiştir.  Ülkenin genel durumu üzerine konuşulmuştur. Ama bağlantı kurulmaya çalışılan konular gündeme gelmemiştir. İkincisi referandumla da ilgili hiçbir şey konuşulmamıştır.

G. KANKALP : Sayın Erbakan'la görüşmenizin ardından basında yer alan haberlerde ve yayınlanan bir röportajda hükümet-asker işbirliği ile ilgili sözleriniz gündeme düştü. Özellikle böyle bir süreçte bu konu niye gündeme geldi. Neden şimdi?

A. ŞENER : Zamanlama ile ilgili herhangi bir anlamı yok, zaten bu ziyaretten sonra böyle bir açıklama yapmadım, üzerinden bir haftadan fazla zaman geçmişti. İki konu bir arada değerlendirilmiş. Bakış tarzımız şöyledir. Nedir o bakış tarzı? Başbakan "28 Şubatçılarla işbirliği içerisindedir" dedim. Bu açık zaten tartışılacak bir tarafı yok. Bana bunun böyle olmadığını söyleyebilecek Türkiye'de bir tek kişi olamaz. Tek bir kişi bu ülkede başbakanın 28 Şubatçılarla işbirliği içerisinde olmadığını söyleyemez.  Bakın geniş bir yelpazede baktığımızda bunu görüyoruz zaten. 28 Şubat'da Refah-Yol hükümetini devirmek için askeri çizgide muhtıra doğrultusunda yayın yapan, propaganda yapan medya mensupları bugün başbakanın yanındadır. Başbakanla işbirliği içindedir. Onun yolunu yöntemini politikalarını yaptıklarını gece gündüz rasyonelleştirmeye çalışarak enerji harcamaya çalışıyorlar. Bundan daha iyi işbirliği olur mu? Başka? Başbakana yakın firmalar var. Çevik Bir'in -ki 28 Şubatın en önemli isimlerinden biridir-firmaların birinde danışmanlık yaptığı basında yer aldı. Hatta doğrudan başbakana danışmanlık yaptığını bir milletvekili ifade etti. Bununla ilgili herhangi bir düzeltme de  yapılmadı . Ne firma ne de Çevik Bir'in kendisi bununla ilgili bir düzeltmede bulunmamıştır. Bir site benim açıklamamdan sonra kendisine sorup Şener böyle diyor dediğinde de "komik, öyle şey olmaz" diye geçiştirme bir cevap vermiştir. Bu bir düzeltme ,tekzip etme anlamına gelmez. 12 Eylülün en önemli görüntülerinden biri Sincan'da tankların yürüyüşüydü. 30 Ağustosta Yaş kararları Başbakanun ağırlığı ile çıktı diye anlatılmaz mı? İşte Sincan'da tankları yürüten komutan önce birinci ordu komutanı olmuştur, hemen bir hafta içerisinde arkasından Kara Kuvvetleri Komutanı olmuştur. Başbakan ne zaman daralsa zorda kalsa, yıpranma sürecine girse, asker bağlantılı bir şey çıkıyor ortaya . Oy veren her bir vatandaşın bunları sorgulaması, gözlemlemesi lazım. Başbakana bakarken herkes şunu görsün. Kendisinde ne yoksa onu konuşuyor. Kendisinde bulunmayan tüm sıfatları konuşarak telaffuz ediyor.  Yapamadığı  tüm şeyleri konuşuyor.  Söyledikleri başka,  yaptıkları başka. Gerçek başka, ekran başka...

G. KANKALP : Peki Türkiye'nin Avrupa Birliğine giriş sürecine nasıl bakıyorsunuz. Yani umut var mı yoksa sadece oyalanıyor muyuz?

A. ŞENER : Bu süreçte tıkanma vardır. Bu tıkanmalar Türkiye'den  daha fazla Avrupa Birliğinin tutumuyla ilgilidir. Avrupa Birliği Türkiye'yi  tam üye olarak görme niyetinde değildir. Konuyu sürekli sürüncemede bırakıyorlar. Konuya ekonomik bazda bakarsak Türkiye işbirliğinin serbest dolaşımından yararlanabilecek konumdadır. Avrupa  ise sermayenin ve malların serbest dolaşımından yararlanabilecek konumdadır. Türkiye Gümrük birliği ile Avrupa'ya istediği avantajı sağlamıştır.Şimdi kendi taleplerini elde edebilmek için sırada beklemektedir. Şimdiye kadar hep yanlış politikalar peşinde koşulmuştur. Avantajlar teslim edilmiş sonra da kapıda bekler hale gelinmiştir. 

G. KANKALP : Sayın Şener ,önümüzde bir seçim süreci var. Sizin de hedefleriniz vardır elbet. Çalışmalarınız da başlamıştır tabi ki. Ne gibi çalışmalarınız var Seçimlerden beklentiniz nedir? Kendiniz ve partiniz adına?

A. ŞENER : Nereden bakarsanız bakın seçimlere 11 ay var. Daha erken bir seçim olma ihtimali de olabilir. Yani seçimler öncesindeki son etaba giriyoruz . Bu etapta biz de Türkiye Partisi olarak yoğun bir tempoya gireceğiz. Seçim konusunda tartışma ve görüşmelerimiz kendi içimizde başlamıştır. Güçlü bir şekilde seçimlere gireceğiz.

M. ESKİL : Saadet Partisi ile Büyük Türkiye Partisi arasında ittifak olabilir söylentilerine ne diyorsunuz ?Böyle bir ittifak olabilir mi Saadet Partisiyle ya da başka bir partiyle?

A. ŞENER --- Şu anda ittifaklar konusunda konuşmak erken olur. Çünkü seçim ortamına henüz girmiş değiliz. Yaklaşmış olmakla birlikte bu tür işbirlikleri seçime yakın tarihlerde olur. Şu anda hiçbir partiyle böyle bir birliktelikle ilgili görüşmemiz yoktur.

 

G. KANKALP / M. ESKİL :  Efendim verdiğiniz bu samimi ve ciddi bilgiler için teşekkür ederiz...

29 Ağustos 2010 - 01:03

Röportaj: Gülay Kankalp | Mahmut Eskil

Redakte: Birinci Kuvvet Yayın Kurulu

 

http://www.birincikuvvet.com/Siyaset_/256994-Abdullatif_Sener_ile_referandum_ve_gundem_uzerine_roportaj.html

Haber Tarihi: 29.08.2010 / 13:03:57
Son 10 haber
Türkiye Partisi Turan Güneş Bulvarı No: 72 / 4 Çankaya, Ankara, T: (312) 440 72 04, bilgi@turkiyepartisi.org.tr İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. © 2010 Türkiye Partisi
Web Tasarım