Ana sayfam yap | Sık kullanılanlara ekle| E-Yönetim
Türkiye Partisi
Yoksullukla Mücadele

 

 

YOKSULLUKLA MÜCADELE KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

 

 

        Ülkemizin uzun yıllardır yaşadığı önemli sorunlardan biri olan "yoksulluk" sorunu, köklü çözümler üretilmediği için günümüze kadar büyüyerek gelmiş, mevcut sistem bu açıdan da çözüm üretme yeteneğini kaybetmiştir. Yoksulluk ve sefalet, hırsızlık, gasp ve fuhuş gibi adi suçlarda ciddi bir artışa neden olurken mafya tarzı örgütlenmelere de zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle, toplumumuz özgüven duygusunu kaybetmeye başlamış; gelir dağılımı başta olmak üzere haksızlık, adaletsizlik, işsizlik ve yolsuzluk hayatımızın her alanında giderek yaygınlaşmıştır.

        Yoksulluk, insanca yaşama hakkını ortadan kaldıran sosyal ve ekonomik bir sorundur. Siyasal iktidarların yanlış uygulamaları sonucunda giderek derinleşen bu olgu, toplumsal adalet duygusunu ortadan kaldırarak sosyal uyumu bozmakta ve ülkemiz kaynaklarının etkin kullanımını sınırlandırmaktadır.

        Binlerce yıllık milli kültürümüzün bize aşıladığı sorumluluk bilinci kapsamında; zayıf ve güçsüzlerin korunması, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın geliştirilmesi, herkesin insanca yaşama hakkının gözetilmesi gibi asil değerler de yer almaktadır.

        Bir ülkede yoksulluğun varlığı ve yaygınlığı, o ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarındaki zayıflığın en temel göstergelerinden biridir. Bu nedenle, ülkemizdeki olayın tüm boyutlarının ortaya konulması ve yoksulluğa neden olan tüm etmenlerin irdelenmesi büyük önem taşımaktadır.

        Yeni ve gerçekçi siyasal bir proje hazırlanarak; özgürlük ve kardeşlik temelinde yoksulluğun sosyal boyutuna vurgu yapılması, toplumun tüm kesimlerinin duyarlılıklarının dikkate alınması, her kesimin kalkınma ve büyüme sürecine katkısının sağlanması, ülke ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması, ulusal gelirin hakça paylaşılması gibi hususların, düşünceden eyleme geçirilmesi gerekmektedir.

        Bir yandan ekonomik büyüme ve kalkınmayı hedeflerken diğer yandan da gelir dağılımında adaletin sağlanarak, halkımızın yoksulluğun pençesinden kurtarılması; toplumumuzun belkemiğini oluşturan alt ve orta sınıfların güçlendirilmesi; kimsesizler, güçsüzler, yetimler, engelliler, bakıma muhtaç kadın, çocuk ve yaşlıların insanca bir yaşama kavuşturulmaları elzemdir.

        Yoksullukla mücadele, kalkınma hedefimizin temel hareket noktası olmalıdır. Bu amaçla, mevcut kurumsal yapının ve sosyal politikaların, insanımızın layık olduğu refah ve mutluluğa ulaşmasına katkı sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

        Yoksulluk, sadece ekonomi ile ilgili değil; eğitim, sağlık (özellikle bebek ve anne ölümleri) ve doğal çevre gibi yaşamın diğer birçok alanı ile yakından ilişkili olması ve büyük bir nüfusu doğrudan etkilemesi nedeniyle, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli kalkınma sorunlarından biri olmuştur.

        İngiltere'deki Legatum Enstitüsü tarafından 2009 yılında hazırlanan ve Dünyadaki 104 ülkenin durumunu kıyaslayan Refah Endeksine göre; Türkiye refah açısından 69'uncu sırada yer alabilmiştir. Oysa 2007 yılında 45'inci, 2008'de ise 61'inci sıradaydı. Bu durum, ülkemizin refah açısından son iki yılda 24 basamak gerilemiş olduğunu göstermektedir.[1]

       TÜRK-İŞ tarafından 2009 yılı sonunda yaptırılan bir araştırmada, dört kişilik bir Türk ailesinin açlık sınırı ortalamasının 749 TL; yoksulluk sınırı ortalamasının ise 2.441 TL olduğu belirlenmiştir. Ekonomik olarak asgari ücretlinin ortalama iki katı gelire sahip olan devlet memurlarının %90'ı yoksulluk sınırı altında aylık gelire sahiptir.

        Türkiye İstatistik Kurumunun 2008 yılında yaptığı, Hanehalkı Bütçe Araştırması'ndan elde edilen yoksulluk göstergeleri de çarpıcı sonuçlar içermektedir. Buna göre;

        Türkiye'de yoksulluk oranı %17,5'tir. Türkiye'de fertlerin %0,5'i (yaklaşık 374.000 kişi) sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, %17'si ise (yaklaşık 12.000.000 kişi) gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.

        Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riski kentsel yerlerde yaşayanlardan fazladır. Kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlarda yoksulluk oranı %34, kentsel yerlerde yaşayanların yoksulluk oranı ise %9'dur.

        Hanehalkı büyüklüğü arttıkça yoksulluk riski artmaktadır. 3-4 kişilik hanelerdeki fertlerin yoksulluk oranı %8,5 olurken, 7 ve daha fazla kişiden oluşan hanelerdeki fertlerin yoksulluk oranı %38 olarak hesaplanmıştır.

        Fertlerin çalışma durumlarına göre yoksulluk oranı ve riski de değişmektedir. Ücretli/maaşlı çalışanlarda yoksulluk oranı %6 iken, yevmiyeli çalışanlarda bu oran %28, işverenlerde %2, kendi hesabına çalışanlarda %24, ücretsiz aile işçisi durumundakilerde ise %32 olmuştur.

        Türkiye İstatistik Kurumunun "Gelir ve Yaşam Koşulları" ile ilgili araştırma verilerine göre; milli gelirden alınan payların dağılımında son yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20'lik gruba göre 8,1 kat daha azdır. Uluslararası bilim çevrelerinin ölçüleri esas alındığında, bu durum "sosyal patlama" riskinin kapımıza dayandığına işaret etmektedir.

        Forbes Dergisi'nin "dolar milyarderleri" listesine göre; 2002 yılında Türkiye'deki dolar milyarderi sayısı 8 kişi iken, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek artması neticesinde bu sayı 2006'da 26 kişiye, 2008'de ise 35 kişiye çıkmıştır. Türkiye, yoksul sayısı arttıkça dolar milyarderi sayısı da artan bir ülke durumuna gelmiş, Avrupa'da 3'üncü, dünyada ise 8'inci sıraya yerleşmiştir.

         Merkez Bankası verilerine göre; 2009 yılında protestolu senet sayısı yaklaşık 1,5 milyon adede (7 milyar TL'ye) ulaşmıştır. Bu dönemdeki Karşılıksız çek sayısı 1,8 milyon adet, protestolu senet ve karşılıksız çek sayısı ise 3,1 milyon adet olmuştur. Ferdi kredi ve kredi kartı borcunu ödemeyen kişi sayısındaki artış neredeyse kronik hale gelmiştir. 2002-2007 yılları arasında yaklaşık 530.000 kişi kredi kartı borcunu ödeyemezken; bu sayı 2009 yılına gelindiğinde iki kat artarak 1.000.000 kişiye ulaşmıştır.

        Adalet Bakanlığı verilerine göre; 2009 yılında karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı verilen adli para cezalarının infazı için cezaevlerindeki tutuklu sayısı yaklaşık 68.000, sahte çek kullanma suçuyla tutuklu olanların sayısı 1.100, adli para cezası kesinleştiği için aranan kişi sayısı ise 649.000 kişiye ulaşmıştır.

        Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre; vatandaşın bankalara olan tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçları toplamı 2002 yılında 6,5 milyar TL iken, 2009 yılında 128,4 milyar TL'ye ulaşmıştır. Tüketici kredilerinin % 6,1'i batık kredilerden oluşmaktadır. Yaklaşık 2 milyon adet kredi kartı da yasal takiptedir.

        Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre; 2009 yılı (Temmuz-Eylül dönemi) itibarıyla 3,6 milyon TL olan idari ve yasal takipteki krediler, toplam tüketici kredileri bakiyesinin yüzde 4,4'ünü oluşturmaktadır.

        Türkiye KAMU-SEN verilerine göre; haciz amacıyla günde 2.602 ev ve işyerine icra memurları gitmektedir. Yaklaşık olarak her gün ortalama 120 araç haciz edilmekte, 270 fabrika/işyeri kapanmakta, 26.000 çek karşılıksız çıkmakta ve 4.000 senet protesto edilmektedir.

        Dünya Gazetesi'nin yaptırdığı bir araştırmaya göre; küresel kriz sürecinde küçük ve orta boy işletmelerin kredi talebinin azalması ve bankaların seçici davranmasına bağlı olarak KOBİ kredilerinin hacmi hızla küçülmüştür. Bankaların bu işletmelere yönelik takipteki alacakları ise çığ gibi büyümüştür. Ülkemizde kredi borcu takibe düşen KOBİ sayısı son bir yılda %83 artarak 200.000'e ulaşmıştır.

        Cumhuriyet Gazetesi'nin yaptırdığı bir araştırmaya göre; 2009 yılında her iki aileden birinin aylık geliri toplam giderlerini karşılamaya yetmiyor. Aile bütçesindeki açık borç ya da veresiye ile kapatılmaktadır. Ailelerin %54'ünün borçlu olduğu, %83'ünün son yedi yıl içinde gelirlerinde olumlu bir gelişme yaşanmadığı, %39'unun ise gelirlerinin sürekli azaldığı anlaşılmaktadır.

        Gelinen aşamada, ülkemizde iktidar partilerince siyasallaştırılan sosyal yardım uygulamaları, sadaka kültürünü yaygınlaştırmanın bir aracı haline getirilmiştir. Esasen devlet bütçesinden ve millet kesesinden yapılan bu yardımlar, yoksul vatandaşlarımıza iktidarın bir lütfu gibi sunulmakta;  fakir halkımızın düşüncesinde "siyasi minnet duygusu" kökleştirilmek istenmekte ve günü geldiğinde bu duygu "oy diyetine" tahvil edilmektedir.

        Ülkemizdeki yoksulluğun kökünden kazınması, halkımızın daha mutlu ve müreffeh hale getirilmesi için, Partimizin yaklaşan iktidarında şu tedbirler alınacaktır:

        Yoksulluğun tüm boyutlarını ele alan ve bunlarla etkili şekilde mücadelenin temel politikasını belirleyen bir "Yoksullukla Mücadele Eylem Planı" hazırlanacaktır.

        Temel ve ortak hedefimiz, tüm vatandaşlarımızın devlet şefkatiyle kucaklanması ve hiçbir insanımızın "aç ve açıkta bırakılmaması" olacaktır.

        Ülkemizdeki yoksullar (en yüksek risk gruplarından başlayarak) süratle tespit edilecek ve bunlara yapılacak sosyal yardımların anlık izlenmesini mümkün kılacak sağlıklı bir veri tabanı oluşturulacaktır.

        Günümüzde çok dağınık bir şekilde yürütülen sosyal yardım hizmetleri (merkezi idare, mahalli idareler, vakıflar, dernekler ve diğer hayır kurumları) tek yönetim çatısı altında toplanacak; hayır işleri siyasal ve ekonomik rant aracı olmaktan tümüyle çıkarılacaktır.

        Mesleki eğitim yaygınlaştırılarak herkesin asgari geçimini temin edebileceği bir meslek sahibi olması sağlanacak, işsizlik sigortasının kapsamı genişletilerek uygulamalar daha etkin bir yapıya kavuşturulacaktır.

        Sosyal hizmetler alanındaki fiziki altyapı noksanlıkları ve nitelikli işgücü eksikliği giderilecek; mesleki uzmanlığa gereken önem mutlaka verilecektir.

        Toplumun yaşam kalitesini yükseltici kurumsal çalışmalar hızlandırılacak, büyük şehirlerimizin yoksul semtlerinden başlayarak ülke geneline yaygınlaştırılacak, sivil toplum kuruluşlarının bu amaçla yapacakları her türlü çalışmalar desteklenecektir.

        Sosyal yardım sistemindeki önceliklerimiz arasında, sosyal güvencesi olmayan kişilere hizmet verilmesi ve alt gelir gruplarının refah seviyesinin yükseltilmesi yer alacaktır.

        Açlık ve yoksulluk sınırındaki insanlar ile acil yardıma ihtiyaç duyan sosyal gruplar için istikrarlı ve sürdürülebilir bir "sosyal destek" uygulaması geliştirilecektir.

        Sosyal yardımlarda hane değil, birey esas alacaktır. Bu çerçevede kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve engellilere özel bir önem verilecek; bunlardan acil bakıma muhtaç olanların bakımı doğrudan veya dolaylı şekilde devletçe sağlanacaktır.

        Yoksul veya kimsesiz yaşlılar için "Yaşlı Hizmet Merkezleri" kurulacak; bunları mümkün olan ölçüde evinden ve sosyal çevresinden ayırmadan beslenme, barınma, sağlık ve temizlik hizmetleri periyodik olarak yürütülecektir.

        İcra müdürlüklerince borçlular üzerinde uygulanan ve hem onur kırıcı hem de masum anne ve çocukların mağduriyetine sebep olan "ev eşyası haczi" türünden hoyrat uygulamalar tümüyle yasaklanacaktır.

        Kentlerdeki imar rantı kamunun kontrolüne alınacak ve bundan sağlanacak gelirin bir kısmı yoksulların barınma sorununun çözümüne yönelik projelere harcanacaktır.

        Devlete ait yetiştirme yurtları, çocuk yuvaları, huzurevleri ve diğer bakım merkezleri çağdaş konfora kavuşturulacak; özel sektörün bu alandaki yatırımları her bakımdan cazip hale getirilecek ve desteklenecektir.

        İhmale, istismara uğrayan veya sokakta yaşamak zorunda bırakılan her çocuk ve yaşlı, devlet korumasına alınacak; onların bu duruma düşmesinden sorumlu olan aile ve efratlarına ağır cezai yaptırımlar uygulanacaktır.

        Belediyeler ile onlara bağlı şirketlerin, sosyal yardımları istismar edici yaklaşım ve uygulamaları kesinlikle önlenecektir.

        Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına merkezden her ay gönderilen payların hesaplanmasında, il ve ilçelerin nüfus büyüklükleri yanında, sosyoekonomik gelişmişlik durumları da dikkate alınacaktır.

        Sosyal yardımlarla ilgilenen vakıf ve derneklerin siyasallaşması önlenecek, mütevelli heyetlerinin veya yönetim kurullarının oluşumunda belirli sosyal dengeler gözetilecektir.

        Toplumumuzda sosyal yardımlaşmayı ve dayanışmayı özendirecek her türlü sosyal/kültürel etkinliğe devlet desteği sağlanacaktır.

        Sosyal yardımları istismar ettiği veya şahsi zenginleşme aracı olarak kullandığı yargı kararıyla kesinleşenler hakkında ağır cezalar uygulanacaktır.

 


[1] Uluslararası çapta üne sahip bir yatırım kuruluşu olan "The Legatum Group" bünyesindeki Legatum Enstitüsünün yaptığı bu çalışmada, 9 temel ölçüte ve 44 alt değişkene yer verilmektedir. Bu alandaki en ünlü kurumların (Gallup Dünya Anketi, Dünya Gelişme Endeksi, Milli Gelir, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi, Dünya Bankası OECD ve Dünya Değerler Araştırması) verileri kullanılmaktadır. Ayrıca bu çalışmaya; Oxford Üniversitesi, Tufts Üniversitesi, Duke Üniversitesi, Brookings Enstitüsü, California Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Harvard Üniversitesi, Amerikan Girişim Enstitüsü, Hamilton Koleji ve Michigan Üniversitesi gibi saygın eğitim kurumları da katkı sağlamaktadır.

 

Türkiye Partisi Turan Güneş Bulvarı No: 72 / 4 Çankaya, Ankara, T: (312) 440 72 04, bilgi@turkiyepartisi.org.tr İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. © 2010 Türkiye Partisi
Web Tasarım